Çocukluk arkadaşımla yetimhaneden tanıştım ve evlendim
Çocukluk arkadaşımla yetimhaneden tanıştım ve evlendim; ertesi sabah kapıya gelen bir tıkırtı her şeyi değiştirdi.
Ben Ayşe’yim, yirmi sekiz yaşındayım ve koruyucu aile sistemini çok iyi bilirim.
Sekiz yaşıma geldiğimde, hatırlayamayacağım kadar çok evde yaşamıştım. Küçük yaşta bağlanmamayı öğrendim. İnsanlar benim gibi çocuklara “dayanıklı” der ama gerçekte olan şudur: Hızlıca eşyalarını toplayıp hiçbir şey beklememeyi öğrenirsin.
Sonra Ali ile tanıştım.
Ali dokuz yaşındaydı. Sessizdi, bakışları keskin ve bir tekerlekli sandalyede oturuyordu. Bu durum yetişkinleri tedirgin eder, çocuklarıysa kararsız bırakırdı. Ona karşı kötü değillerdi—sadece mesafeliydiler. El sallar, sonra onun katılamayacağı oyunlara koşarlardı. Görevliler onunla konuşmak yerine etrafından konuşurdu; sanki bir insan değil de yapılması gereken bir işti.
Bir öğleden sonra, kitabımla yanına oturdum ve şaka yaptım:
“Pencereyi sen koruyorsan, manzarayı paylaşman gerekir.”
Bana baktı ve,
“Sen yenisin,” dedi.
“Geri döndüm,” dedim. “Ben Ayşe.”
“Ali.”
O andan sonra ayrılmaz olduk.
Birlikte büyümek, birbirimizin her hâlini görmek demekti—öfkeli, sessiz, umutlu, hayal kırıklığına uğramış. Aileler evi gezmeye geldiğinde, umutlanmaya zahmet etmezdik. Daha kolay birini istediklerini bilirdik. Tekerlekli sandalyesi olmayan birini. Başarısız yerleştirmelerle dolu bir dosyası olmayan birini.
Bunu şakaya vururduk.
“Evlat edinilirsen kulaklığın benim.”
“Sen edilirse, kapüşonlun benim.”
Gülerdik ama ikimiz de kimsenin gelmediğini bilirdik.
On sekiz yaşına gelip sistemden çıktığımızda, ellerimize birkaç evrak, bir otobüs kartı verdiler ve bize şans dilediler. Ne kutlama vardı, ne bir güvence. Sadece arkamızdan kapanan bir kapı.
Eşyalarımız plastik torbalarda, birlikte çıktık…
Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz..


Son yorumlar