Komşum kurtardığım köpeklerime iğrenç dedi ve onlardan kurtulmamı söyledi
Komşum kurtardığım köpeklerime “iğrenç” dedi ve onlardan kurtulmamı söyledi — 75 yaşındayım ve çok çabuk bir ders aldı.
75 yaşındayım. İç Anadolu’nun küçük bir kasabasında doğdum, büyüdüm ve hayatımın çoğunu kimsenin istemediği köpekleri sahiplenerek geçirdim.
Kırık olanları. Unutulmuş olanları.
İşte bu yüzden İnci ve Dost hayatıma girdi — arka bacakları yerine tekerlekleri olan iki küçük kurtarma köpeği. Diğer köpekler gibi koşmuyorlar. Yuvarlanıyorlar. Minik tekerlekleri kaldırımda hafifçe tıkırdıyor, kuyruklarıysa sanki hayatlarında sadece neşe bilmişler gibi sallanıyor.
Çoğu insan onları görünce gülümsüyor.
Çocuklar el sallıyor. Yabancılar durup isimlerini soruyor.
Çünkü kalbi olan herkes şunu görebilir: Bu köpekler hayatta kaldı.
Geçen Salı, her zamanki gibi onları sessiz mahalle sokağımızda gezdirirken komşum Melike dışarı çıktı.
Melike ellili yaşlarında, dünyayı perdelerinin arkasından izleyen ve tüm mahalle kendisine aitmiş gibi davranan bir kadındı.
İnci’nin tekerleklerine, çürümüş bir şeye bakar gibi baktı.
Sonra burnunu buruşturdu ve tüm sokağın duyacağı kadar yüksek sesle,
“Bu köpekler iğrenç!” dedi.
Donakaldım.
İnci her zamanki gibi tatlı tatlı bana baktı.
Dost’un küçük tekerlekleri dönmeye devam etti, sanki kötülüğü anlamıyormuş gibi.
Ama ben anlıyordum.
Melike kollarını kavuşturdu.
“Burası barınak değil. İnsanlar bunu görmek istemiyor. Onlardan kurtul!”
Bir anlığına ellerimin tasmanın etrafında sıkılaştığını hissettim.
Doğrudan gözlerinin içine baktım.
“Allah gönlünüze sağlık versin,” dedim sakin bir sesle.
“O köpekler beni kurtardı, ben onları değil.”
Bir adım daha yaklaştı, sesi keskinleşti.
“Ya onlardan kurtulursun… ya da kurtulmanı ben sağlarım.”
Sonra arkasını dönüp içeri girdi.
Sanki son derece mantıklı bir şey söylemiş gibi.
Kapısının kapanışını izledim, göğsüm hâlâ sıkışmıştı.
Ve tek düşünebildiğim şuydu: Tanrım, merhamet et.
75 yaşındayım.
Eskisi gibi sabrım yok.
Bu yüzden o anda karar verdim —
Melike’ye asla unutamayacağı bir ders verecektim.
O gece uzun süre uyuyamadım. İnci’nin tekerleklerinin gün içinde çıkardığı o hafif tıkırtı kulaklarımda dönüp durdu. Dost başını dizime koymuştu, nefesi sakindi. Onlar huzurluydu. Ben değildim. Melike’nin sözleri, kapısının kapanışı, o tehdit… Yaşlandıkça insanın kalbi yumuşar sanırlar. Oysa kalp yumuşadıkça, haksızlığa tahammül azalır.
Sabah ezanıyla birlikte kalktım. Çayımı demledim. Pencerenin önüne geçip sokağa baktım. Bizim sokak küçüktü ama kalabalık hikâyeler taşırdı. Herkes birbirini tanır, herkes bir şeyler saklardı. Melike’nin de sakladıkları vardı, bunu hissediyordum. İnsanlar bu kadar öfkeyle konuşuyorsa, içlerinde susturdukları bir şey olur.
O gün köpekleri her zamankinden daha erken dışarı çıkardım. İnci’nin tekerlekleri güneşle parladı. Dost sanki bir şey olacakmış gibi daha dik duruyordu. Sokağın başına geldiğimizde komşularımdan Ayşe Hanım kapısını açtı. Bizi görünce durdu, gülümsedi, sonra eğilip İnci’nin başını okşadı.
“İyi ki varsınız,” dedi fısıltıyla. “Dün olanları duydum.”
Demek duyanlar vardı. Sözler sandığımızdan hızlı yayılırdı. Teşekkür ettim, yürümeye devam ettim. O an kararım netleşti: Bağırarak, kavga ederek değil; herkesin gözü önünde, doğru olanla konuşacaktım.
Öğleden sonra muhtarlığa uğradım. Mahalle toplantısı için ilan astırdım: “Cumartesi, saat 16.00 — Sokak Hayvanları ve Birlikte Yaşamak.” Altına adımı yazdım. Kimseyi suçlamadım. Kimsenin adını anmadım. Ama herkes kimin geleceğini biliyordu devamı icin digr syfaya gecinz…


Son yorumlar