Kayınpederim önümdeki masaya 120 milyon dolarlık bir çeki sertçe bıraktı

TikTokun icerik algoritmasi nasil calisiyor

Kayınpederim, yüz yirmi milyon dolarlık bir çeki önümdeki masaya sertçe vurdu.
Oğlumun dünyasına ait değilsin,” diye çıkıştı.
Senin gibi bir kızın hayatının geri kalanını rahatça yaşaması için bu fazlasıyla yeterli.

Baş döndürücü sıfırlar dizisine bakakaldım. Elim istemsizce karnıma gitti — montumun altında yeni yeni belli olmaya başlayan hafif bir çıkıntıya.

Ne tartıştım.
Ne ağladım.

Belgeleri imzaladım, parayı aldım…
Ve bir yağmur damlasının okyanusta kaybolması gibi, iz bırakmadan hayatlarından silindim.

Fırtınanın Dönüşü

Yüz yirmi milyon dolarlık çek, maun masanın üzerine keskin bir sesle çarptı.
Kayınpederim Ahmet Yıldız — milyarlarca dolarlık Yıldız Holding’in kurucusu — bana dönüp bile bakmadı.

Narin, oğlum için uygun değilsin,” dedi; sesi soğuk ve duygusuzdu.
Bunu al. Senin gibiler için ömür boyu fazlasıyla yeter. Belgeleri imzala ve ortadan kaybol.

Sıfırlara baktım.
Elim yine karnıma gitti — paltomun altında neredeyse fark edilmeyen o küçük çıkıntıya.

Tartışmadım.
Ağlamadım.

Kalemi aldım, boşanma evraklarını imzaladım, parayı aldım ve onların dünyasından sessizce çıktım — görünmeden, iz bırakmadan, unutularak.

Beş yıl sonra.

Yıldız ailesinin büyük oğlu, “Yılın Düğünü” olarak anılan görkemli organizasyona ev sahipliği yapıyordu. Mekân, İstanbul’daki Pera Palas Oteliydi. Hava; zambakların, ihtişamın ve eski servetin ağır kokusuyla doluydu. Kristal avizeler bile zenginlikle titreşiyor gibiydi.

Büyük balo salonuna dört inç topuklu ayakkabılarla girdim. Mermer zeminde yankılanan her adımım bilinçli, sakin ve gururluydu.

Arkamdan dördüz çocuk yürüyordu. Birbirlerinin aynısıydılar — sunağın önünde duran adamın kusursuz porselen kopyaları gibi.

Elimde bir düğün davetiyesi yoktu.
Elimde, kısa süre önce değeri bir trilyon dolar olarak açıklanan bir teknoloji grubunun halka arz başvuru dosyası vardı.

Ahmet Yıldız’ın gözleri benimkilerle buluştuğu anda, elindeki şampanya kadehi kaydı. Yere çarpıp paramparça oldu — tıpkı onun aniden dağılan soğukkanlılığı gibi.

Eski eşim Cem Yıldız, salonun ortasında donup kaldı.

Gelin olan kadının yüzündeki gülümseme buz kesti; sanki tek bir dokunuşta kırılacak gibiydi.

Çocuklarımın ellerini tuttum ve gülümsedim — sakin, ürkütücü derecede sakin bir gülümseme.
Sesim çıkmadı, ama ardından gelen sessizlik benim yerime konuştu.

Bir zamanlar hiçbir şeyi olmadan giden kadın yok olmuştu.
Bugün geri dönen kadın ise… Fırtınanın ta kendisiydi.

Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirsiniz..