Beni Tek Başına Büyüten Dedem Vefat Etti

1 112

22 yaşındayım. Adım Ferhat. Kendimi bildim bileli hayatta sadece dedem Kemal ve ben vardık. Anne ve babamı kaybettikten sonra beni o büyüttü. Gıcırdayan tahta zeminleri ve mutfaktaki cızırtılı radyosuyla o eski çiftlik evinde sadece ikimizdik. Zengin değildik ama orası bizim yuvamızdı.

Kuzenim Cansu bunların hiçbirini zerre umursamadı. Bizi nadiren ziyaret ederdi. Ama dedem vefat ettiği an… Bir anda ortaya çıktı! Üzerinde marka bir palto, altında lüks bir arabayla…

Cenaze daha bitmeden “Miras işlerini halletmeliyiz” diye tutturdu. “ÇİFTLİĞİ SATMAMIZ LAZIM! Sen gençsin Ferhat, başının çaresine bakarsın,” dedi. Oysa o ev benim her şeyimdi.

O gece eve tek başıma döndüm. Dedem olmadan orası çok sessiz, çok boştu.

İşte o mektubu tam o an buldum. Dedemin eski alet çantasının altına bantlanmış gizli bir zarf… Üzerinde adım yazıyordu.

İçinde titrek bir el yazısıyla yazılmış tek bir sayfa vardı:

“ARKA BAHÇEDEKİ AĞLAYAN SÖĞÜT AĞACININ ALTINI KAZMAN GEREKİYOR. 22 YILDIR SAKLADIĞIM BİR SIR VAR. ARTIK GERÇEĞİ ÖĞRENMENİN ZAMANI GELDİ.”

Mideme kramplar girdi. O ağlayan söğüt ağacı, bahçenin en uzak köşesindeydi ve dedem yıllarca yanına bile yaklaşmama asla izin vermemişti. Bir kere bile!

Hemen bir kürek kapıp karanlığın içine doğru yürüdüm. Toprak çok yumuşaktı… Sanki yakın zamanda kazılmış gibi.

Beş dakika sonra küreğim bir şeye çarptı: ÇIN! Metal sesi…

Ellerim titreyerek daha hızlı kazdım. Ve onu gördüm. Köklerin arasına derince gömülmüş, paslı, küçük çelik bir kasa!

Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atarken kasayı topraktan çıkardım.

İşte tam o an bir ses duydum. Bir araba kapısı sertçe kapandı: ÇAT!

Tam arkamdan geliyordu. Yavaşça arkama döndüm.

Kuzenim Cansu karanlığın içinde dikilmiş, gözlerini doğrudan elimdeki kasaya dikmişti… Sanki içinde ne olduğunu en başından beri biliyormuş gibi!

Karanlığın kalbinden bana doğru yavaşça bir adım attı. Üzerindeki o pahalı tasarım palto, bahçenin çamurlu zeminine sürünüyor ama o bunu zerre kadar umursamıyordu. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar vahşi, karanlık ve açgözlü bir parıltı vardı. Ay ışığı, sağ elinde sıkıca kavradığı soğuk bir metal parçasını, ağır bir levyeyi aydınlattı.

“Onu bana ver Ferhat,” dedi fısıldar gibi ama sesi buz gibiydi. “Dedemin o bunak aklıyla sana bir harita bırakacağını tahmin etmeliydim. Bütün gün bu lanet ağacın etrafını kazdım ama köklerin bu kadar derinine saklayacağını düşünmemiştim. Devamı için sonraki sayfaya geciniz..”