Ben daha 3 aylık iken beni terketti

yuytuy

“Baba?” diye fısıldadım, sesimde bir yalvarış vardı. “Lütfen… Lütfen bunun doğru olmadığını söyle.”

Burak yutkundu, gözyaşları yanaklarından süzülürken gözlerimin içine bakamıyordu. “Özür dilerim,” diye fısıldadı boğuk bir sesle. Sesi o kadar kırılgandı ki kalbimin parçalandığını hissettim. “Polisi arasaydım seni benden alacaklardı. Devletin o soğuk koridorlarında kaybolup gidecektin. Seni o çöplerin arasında, soğuktan morarmış halde gördüğümde kollarımda o kadar küçük, o kadar muhtaçtın ki… Seni o sisteme teslim edemezdim. Benim kanımdan olmasan da, kucağıma aldığım an benim canımdan bir parça olmuştun. Sana gerçeği söyleyemedim çünkü benden nefret etmenden, bir gün çekip gitmenden çok korktum. Bütün hayatım sen olmuştun.”

Kadın zafer kazanmış gibi gülümsedi. “Görüyorsun ya, güvendiğin o koca hayat aslında bir yalan üzerine kurulu. Ben şimdi buradayım çünkü yeni bir hayat kurdum, imkanlarım var ve yıllar sonra seni arayıp buldum. Seni o adamın sahte dünyasından kurtarmaya, sana gerçek aileni, hak ettiğin o lüks hayatı sunmaya geldim. Kan bağı her şeydir, unutma.”

Bütün stadyum nefesini tutmuş bizim vereceğimiz tepkiyi bekliyordu. Burak başını öne eğmiş, kaderine razı olmuş bir mahkum gibi gözyaşları içinde benim kararımı bekliyordu.

İçimde biriken o devasa şok, aniden inanılmaz bir netliğe ve öfkeye dönüştü. Yüzüme çarpan rüzgarla birlikte gözyaşlarımı sildim. Kadına doğru bir adım attım, gözlerinin içine büyük bir acımayla baktım.

“Kan bağı mı?” dedim, sesim mikrofona ihtiyaç duymayacak kadar güçlü ve öfkeli çıkmıştı. “Sen beni bir çöplüğe attın. Beni bir hiçmişim gibi ölüme terk ettin. Karşımdaki bu adam ise on yedi yaşında, önünde yaşanacak koca bir hayat, üniversite hayalleri, gençliği varken her şeyden vazgeçti. Kendi kanından bile olmayan bir bebek için inşaatlarda sırtında tuğla taşıdı, bana ayakkabı alabilmek için geceleri sabaha kadar hamur açtı. Sırf ben eksik hissetmeyeyim diye hayatını hiçe saydı.”

Kadının yüzündeki o kibirli ifade yavaş yavaş silinmeye, yerini bir şaşkınlığa bırakmaya başladı.

“Bana yalan söylemesi,” diyerek Burak’a döndüm ve onun titreyen, nasırlı elini sımsıkı tuttum. “Benim hayatımda duyduğum en güzel, en asil yalandı. O benim babam olmak zorunda bile değildi ama her gün, her saniye babam olmayı seçti. Beni doğurmuş olman sana annelik vasfı vermez. Gerçek ebeveynlik kanla, genlerle değil; terle, gözyaşıyla, şefkatle ve uykusuz gecelerle yazılır. Benim babam Burak. Ve sen, hayatıma girmeye çalışan hadsiz, yabancı bir kadından başka hiçbir şey değilsin.”

Burak’ın başı hızla kalktı, gözlerindeki o tarifsiz korku yerini devasa bir sevgiye, inanamayışa bıraktı. Sıkıca ellerimi kavradı, sanki bir daha hiç bırakmamak istercesine.

Kadına son bir kez baktım. “Şimdi lütfen defol git. Çünkü babamla kutlamamız gereken çok önemli bir mezuniyetimiz var.”

Kadın, beklemediği bu tepki karşısında sarsılarak bir adım geri çekildi. Yüzündeki o sahte zafer ifadesi tamamen çökmüştü. Kalabalığın sessizliği yerini devasa bir alkış tufanına ve uğultulara bırakırken, o arkasını dönüp stadyumun çıkışına doğru başı önde yürümeye başladı.

Babamla sahanın ortasında kalakalmıştık. Hıçkırarak bana sarıldığında, on sekiz yıl boyunca omuzlarında taşıdığı o devasa sırrın ve kaybetme korkusunun yükü nihayet kalkmıştı. O gün diplomalardan çok daha büyük bir şey kazanmıştık. O an anladım ki; birini sevmek için aynı kanı taşımaya gerek yoktu. O beni çöpten çıkarıp kalbinin en güzel köşesine koymuştu. Benim dünyadaki tek gerçeğim, bana “kızım” diyen bu adamdı ve bu, ömrümün sonuna kadar asla değişmeyecekti.