hamileliğim sırasında beni buz gibi soğuk bir garajda uyumaya zorladı

ghjghjgh 2

Albay Tayfun daha sonra ikinci bir belge çıkardı. Bu belge ilkinden daha kalındı.

“Bir de mülk meselesi var.”

Annemin kaşları anında çatıldı. “Mülk meselesi mi?”

Albay başıyla onayladı. Sonra doğrudan babamın gözlerinin içine baktı.

“Üsteğmen Deniz Karahan, bu mülkü yasal olarak Karahan Şehit ve Gazi Aileleri Vakfı üzerinden kendi adına tescil ettirmişti.”

Bir an için dünya durmuş gibiydi. Babam gözlerini kırpıştırdı.

“Ne?”

Albay dosyayı açtı. “Ev hiçbir zaman resmi olarak sizin ailenizin üzerine devredilmedi.”

Tarık’ın rengi o kadar attı ki dengesini korumak için merdiven korkuluğuna tutunmak zorunda kaldı. Albay aynı sakin ses tonuyla ekledi: “Onun şehadetinden sonra mülk, otomatik olarak eşine ve henüz doğmamış çocuğuna geçti.”

Annem hemen başını iki yana salladı. “Hayır… Deniz burada yaşamamıza izin vermişti…”

“Geçici olarak,” diyerek sözünü kesti Albay Tayfun.

Her bir kelime bahçeye adeta bir balyoz gibi iniyordu.

“Askeri mülkiyet işlemleri düzene girene kadar.”

Albay’ın neden şahitler huzurunda bu işlemi yapmak istediğini işte o an anladım. Sadece imza için değil, bunun içindi. Bundan sonra ne olacağını kulaklarıyla resmi olarak duymaları için.

Albay bana son bir kağıt uzattı. Yasal tahliye ihbarnamesi. Konutu boşaltma süresi: yetmiş iki saat.

Selin fısıldadı: “Bizi evden mi kovuyorsun?”

Sesi artık adeta bir çocuğunki gibi titriyordu. Zalim insanların tuhaf tarafı da budur işte. Bedel ödeme vakti gelene kadar her şeye “aile” demeye devam ederler.

Kız kardeşime baktım. İpek pijamalarına. O komik süs köpeğine. Doğmamış bebeğimi gereksiz eski bir kutu gibi kapatmak istediği o buz gibi garaja…

Sonra ona, bağırmaktan çok daha fazla canını yakacak bir kibarlıkla cevap verdim:

“Hayır Selin. Ben sadece eşimin evini geri alıyorum.”

Kimse konuşamadı. Çünkü sonunda korkunç bir gerçeği anlamışlardı: Burada güç hiçbir zaman onların elinde olmamıştı.

Onlar sadece, tabutu gözden kaybolduğu an saygı duymayı bıraktıkları şehit bir adamın sessiz cömertliği sayesinde bu evde yaşayabilmişlerdi.

Aniden karnımdaki bebek tekmeledi. Sertçe. Canlıyım dercesine. İçgüdüsel olarak elimi karnıma koydum.

Ve Albay Tayfun ilk kez hafifçe gülümsedi.

“Siz ne zaman isterseniz aracımız hazır, hanımefendi.”

Albay’ın arkasında, Deniz’in eski timinden olan o askerler siyah ciplerin yanında sessizce bekliyordu. Durgun. Tetikte. Koruyucu… Sanki şehit düşen silah arkadaşlarının ailesini teslim almak için geri dönmüş birer gölge gibiydiler.

Tam o sırada Tarık son bir hata daha yaptı.

“Kurban Bayramı öncesinde bizi öylece sokağa atamazsın!”

Albay sonunda gözlerini ona çevirdi. Ve ilk defa, bakışları dondurucu bir buza dönüştü.

“Beyefendi… Siz onun evinde yayılıp otururken, hamile bir kadın ısıtması dahi olmayan bir garajda uyudu.”

Bu sözlerin ardından çöken sessizlik mutlaktı.

Sonra Albay Tayfun, onların o geriye kalan son gurur kırıntısını da yerle bir eden şu sözleri ekledi:

“Şahsi fikrimi sorarsanız, kendisi size karşı zaten fazlasıyla cömert davranıyor.”