Kocam, kayınvalidemle birlikte yaşamayı reddettiğim için beni havluya sarıp sokağa attı

“Hadi,” dedi abisi kararlı bir sesle. “Benimle geliyorsun.” Ceyda tereddüt etti. Gözleri bir zamanlar evi dediği, şimdiyse bir hapishaneden farksız olan o kapıya kaydı. “Hiçbir şeyim yok,” diye fısıldadı. Deniz çenesini sıktı. “Kendin varsın.” Kısa bir sessizlik oldu. “Ve bu yeterli.” Deniz kapıyı çalmadı. Bağırmadı. Yalvarmadı. Ceyda sadece arkasını döndü… Ve abisinin yanında, yağmura doğru yürüdü.
Evin içinde Burak olanları izliyordu. Kolları göğsünde kavuşmuştu. Sinirliydi ama kendinden emindi. “Buna pişman olacak,” diye mırıldandı. “Gidecek hiçbir yeri yok.” Arkasında duran annesi kuru bir kahkaha attı. “Bırak gitsin. Yarın tıpış tıpış döner, yalvarır.”
Ama o gece… Ceyda geri dönmedi. Ertesi sabah Burak geç uyandı. Ceyda yoktu. Kahvaltı yoktu. Kahve yoktu. O fark etmeden hayatının tıkır tıkır işlemesini sağlayan o sessiz varlık artık yanında değildi. Kaşlarını çattı.
“İşe yaramaz…” diye mırıldandı. Telefonuna baktı. Hiçbir bildirim yoktu. Sırıttı. “Geçer bu hali.”
Saat on olduğunda asistanı aradı. “Sayın Burak Bey… Çok acil bir toplantı var.” “Kim çağırdı?” “Sayın Deniz Bey.” Burak kaşlarını çattı. “Ne istiyormuş?” “Dediğine göre… Bunu duymak istersiniz.”
Ofise vardığında bir şeylerin ters gittiğini hissetti. O sessizlik… Bakışlar… Kimse onu selamlamadı. Bazıları ondan kaçıyor, bazılarıysa gergin bir şekilde onu izliyordu. Yönetim kurulu odasına girdi. Deniz oradaydı. Masanın başköşesinde oturuyordu. Sakin. Sanki hep oraya aitmiş gibi.
“Ne zamandan beri orada oturuyorsun?” diye alay etti Burak. Cevap gelmedi. “Otur,” dedi Deniz. Bu bir öneri değil, bir emirdi. Masanın üzerinden bir dosya kaydı. “Gerçeğinle tanış.”
Burak dosyayı açtı. Yüzü şekilden şekle girdi. Önce şaşkınlık. Sonra inanamama. Ve en sonunda korku. “Bu nedir?” “Şirket belgeleri.” “Eee?” “Dikkatli oku.”
Ve işte o an gördü. İsmi. Asıl sahibini. Deniz. “Hayır… Bu mümkün değil…” “Her zaman mümkündü,” dedi Deniz sakince. “Ceyda…” diye fısıldadı Burak. “Kız kardeşim,” diye yanıtladı Deniz. “Dün gece hakaret ettiğin kadın.” “Onun sana hiç ihtiyacı olmadı,” diye devam etti abisi. Kısa bir sessizlik. “Senin ona ihtiyacın vardı.” “Ve bana.”
Her şey yerle bir oldu. Kapı açıldı. Avukatlar içeri girdi. “Derhal geçerli olmak kaydıyla görevden alındınız.” “Ne?!” “Sözleşme ihlali. Kötüye kullanım. Yetkiyi suistimal.” “Hepsi onun yüzünden!” diye bağırdı Burak. Deniz yerinden kıpırdamadı bile. “Hayır.” Kısa bir sessizlik. “Hepsi senin yaptıkların yüzünden.”
Saatler sonra… Burak dışarı çıktı. Ofis yoktu. Güç yoktu. Hiçbir şey kalmamıştı. Eve vardığında ise— Kilitler değiştirilmişti.
Günler sonra yalvardı. “Beni affet…” “Bilmiyordum…” “Düzeltebiliriz…” Ama çok geçti.
Ceyda şimdi kendi ofisinde duruyordu. Kapıda kendi adı yazılıydı. “İyi misin?” diye sordu Deniz. Genç kadın başıyla onayladı. “Evet.” Kısa bir duraksama. “Şimdi iyiyim.”
Şehre doğru baktı. Her şey aynıydı. Kendisi hariç. “En ironik kısmı ne biliyor musun?” dedi. “Nedir?” Hafifçe gülümsedi. “Ben asla zayıf değildim.” Kısa bir sessizlik. “Sadece yanlış yerdeki doğru kişiydim.”
Ve uzun zamandır ilk kez… Özgürce nefes aldı. Korku yok. İzin istemek yok. Zincirler yok.
Çünkü Burak‘ın güç sandığı şey… Sadece ödünç alınmıştı. Ve o yok olduğunda… Burak‘ın elinde hiçbir şey kalmadı. Ama Ceyda… Her şeyi geride bırakıp yürürken bile— En önemli şeyi asla kaybetmedi. Kendisini.

Son yorumlar