beni altı çocukla yalnız bıraktı

1 110

Kocam vefat etti ve beni altı çocukla yalnız bıraktı — sonra oğlumuzun yatağının içine sakladığı bir kutu buldum.

Kocam öldüğünde, yaşayacağım en zor şeyin yas olduğunu sanmıştım. Yanılmışım. Cenazeden birkaç gün sonra, oğlum kendi yatağında uyuyamadığını söylediğinde, hayatımın ne kadarını aslında hiç anlamadığımı fark ettim.

Murat ile on altı yıldır evliydik; kanser onu bizden alana kadar.

Altı çocuğumuz vardı: On yaşındaki Kerem, sekiz yaşındaki Elif, altı yaşındaki ikizler Zeynep ve Defne, dört yaşındaki Arda ve babası vefat ettiğinde henüz iki yaşına yeni girmiş olan küçük Ece.

Teşhisten önce hayatımız güzel bir sıradanlığa sahipti.

Cumartesi sabahları pankek ve çizgi film demekti. Murat pankekleri her zaman erken çevirirdi, Kerem de takılırdı:

“Baba, hiç yeterince beklemiyorsun.”

Murat sırıtıp, “Sabır abartılıyor,” derdi.

Ben sahte bir kızgınlık yapardım ama onun o sağlam duruşunu severdim. Faturaları zamanında öder, bozulan menteşeleri tamir eder, tüm doğum günlerini hatırlardı. O, fedakâr bir eş ve harika bir babaydı.

Ölümünden iki yıl önce doktorlar kanseri buldu — ve her şey değişti.

Plan yapan, tedavileri araştıran, randevuları ayarlayan kişi ben oldum.

Murat çocukların yanında güçlü dururdu ama geceleri elimi sıkar ve fısıldardı:

“Korkuyorum, Ayşe.”

“Biliyorum,” derdim. “Ama pes etmeyeceğiz.”

En kötü günlerinde bile salonun ortasında çocuklarla lego kuleleri yapardı. Nefes almak için duraklar, onların fark etmemesine dikkat ederdi.

Ona hayrandım. Ona güveniyordum. Onu tamamen tanıdığıma inanıyordum.

Kutuyu bulmamdan üç hafta önce, sabaha karşı saat ikide yatak odamızda vefat etti. Tek duyulan şey oksijen makinesinin hafif uğultusuydu.

Alnımı alnına dayayıp fısıldadım:

“Beni bırakamazsın.”

Zor duyulan bir gülümsemeyle, “İyi olacaksın,” dedi. “Sandığından daha güçlüsün.”

Kendimi güçlü hissetmiyordum. Sanki dünya ayaklarımın altından çekilmişti.

Cenazeden sonra çocuklar için hayatı normalmiş gibi sürdürmeye çalıştım. Beslenmelerini hazırladım, izin kâğıtlarını imzaladım, gerektiğinde gülümsedim.

Geceleri ev sessizliğe büründüğünde odadan odaya dolaşıyor, Murat’ın eşyalarına dokunuyordum.

Aklıma takılan bir şey vardı. Hastalığı sırasında evin bazı bölümlerine karşı tuhaf bir korumacılık geliştirmişti.

Tavan arasını kendi başına düzenlemek istemiş, kutu kaldırmak onu bitkin düşürse bile kimseyi yaklaştırmamıştı.

O zaman bunu gururuna vermiştim — çaresiz görünmek istememesi diye düşünmüştüm.

Şimdi, bu sessizlikte, o anlar bambaşka görünüyordu… Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisnz..