Evliliğimizin ikinci gününde

Teknoloji ile ozgurluk arasindaki denge

Maskelerin Düştüğü Gün  

Evliliğimizin ikinci gününde görümceme bulaşıkları yıkamasını söyledim. Kocam bana tokat attı ve "Ona emir vermeye nasıl cürret edersin!" dedi. O an hemen öyle bir şey yaptım ki, tüm ailesi diz çöküp af dilemek zorunda kaldı.

O tokat, düğün çiçekleri henüz solmaya bile zaman bulamadan yüzüme inmişti. Evliliğimin ikinci sabahında, kocam, kendi kullandığı bulaşıkları temizlemesini istediğim için bana sert bir tokat attı.

O şok anında mutfağa tamamen derin bir sessizlik çöktü. Ardından yeni görümcem Melis, mermer tezgaha yaslanıp sırıttı. "Ona emir vermeye nasıl cürret edersin!" diye bağırdı Deniz. Avucu hâlâ havadaydı, parmağındaki altın alyans avizenin ışığı altında parlıyordu. "O benim kız kardeşim. Sen ise sadece bir eşsin. Haddini bil." Yanağım sızlıyordu ama uğradığım aşağılanmanın acısı çok daha derindi. Deniz’in annesi Müşerref, kahvaltı masasında oturmuş, en ufak bir şaşkınlık belirtisi göstermeden bizi izliyordu. Babası ise sanki onun sabah rutinini bozmuşum gibi yorgun bir iç çekişle gazetesini katladı. Melis kahve fincanını kaldırdı ve içinde kalan kahveyi yavaşça yere döktü.

"Burayı da temizle," dedi. Daha kırk sekiz saat önce, kadehlerini havaya kaldırıp beni ailelerine kabul ediyorlardı. Şimdi ise maskeler tamamen gitmişti.

Deniz, düğünümüzü ailesinin göl kenarındaki o devasa malikanesinde yapmamız için beni ikna etmişti. Ailesinin geleneklerine bağlı ama sevgi dolu olduğunu söylemişti. Ayrıca işe tam bir ay ara vermem, işle ilgili tüm bildirimleri kapatmam ve "gerçek bir ailenin parçası olmayı öğrenmem" konusunda ısrar etmişti. Onun hiç bilmediği şey ise, benim tuzakları fark etmeyi çok uzun zaman önce öğrenmiş olmamdı. Ağlamadım. Çığlık atmadım. Yavaşça dudağıma dokundum, kanın tadını aldım ve doğrudan kiler kapısının üzerindeki güvenlik kamerasına baktım. Müşerref bakışlarımı takip etti ve kahkaha attı. "O kameralar bize ait." "Hayır," dedim sessizce. "Ait değil." Deniz bileğimden yakaladı. "Ne dedin sen?" Kendimi geri çekerek elimi kurtardım ve alyansımı ıslak tezgahın üzerine bıraktım. "Önemli bir şey demedim." Ailesi bu sakinliğimi bir yenilgi zannetti. Melis krep istedi. Müşerref yerleri paspaslamamı söyledi. Deniz ise beni bir daha utandırırsam bir sonraki dersin çok daha kötü olacağı konusunda beni uyardı.

Telefonumu aldım ve rehberimde sadece Ebru Sancar olarak kayıtlı olan kişiye tek bir mesaj gönderdim:

Evlilik koruma protokolünü devreye sok. Tüm kayıtları güvenceye al. Deniz Soylu ve Soylu Otelcilik ile bağlantılı tüm isteğe bağlı para transferlerini dondur.

Cevap tam on bir saniye sonra geldi:

Onaylandı, Canan Hanım. Avukatlar, güvenlik ve banka şu an harekete geçti.

Deniz benim, bir şekilde kendi konumunun üzerinde biriyle evlenmeyi başarmış orta düzey bir danışman olduğumu sanıyordu. Ailesi ise o malikanenin, restoran zincirlerinin ve sürdürdükleri o rahat hayatın tamamen kendilerine ait olduğuna inanıyordu. Oysa hepsi üzerinde hak iddia ettikleri bu üç varlığın bağlı olduğu özel yatırım şirketinin resmi adını öğrenme zahmetine hiç katlanmamışlardı:

Sancar Meridyen Yatırım.

Yani benim şirketim. Zengin adamların yatırımcıların önünde nezaket gösterisi yapıp çalışanlarının önünde nasıl acımasızlaştıklarını yıllarca izledikten sonra gerçek kimliğimi gizleme kararı almıştım. Deniz şu ana kadar toplum içindeki her sınavı başarıyla geçmişti. Fakat o sabah, kapalı kapılar ardında, nihayet ihtiyacım olan gerçek yüzünü bana tamamen göstermiş oldu. Devamını okumak için diğer sayfaya geebilriisniz

Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsin... 👇