Acil serviste bebeğimizi kaybettikten sonra
Acil serviste bebeğimizi kaybettikten sonra eve döndüm. Üzerimde hâlâ hastane önlüğü vardı. Hala kanam devam ediyordu, ve sanki bütün bedenim uyuşmuş gibiydi.
Ama kocam beni görünce iyi olup olmadığımı sormadı.
Aksine bana tokat attı. Sonra annesiyle birlikte bağırmaya başladılar.
“Biz açız!” diye.
Ben güçlükle nefes alarak, neredeyse duyulmayacak bir sesle,
“Düşük yaptım…” diyebildim.
Ama bana inanmadı.
“Yalan söylüyorsun!” dedi.
Sonra yumruğunu tekrar kaldırdı.
Birkaç saat önce acil serviste bir doktor bana acıyarak bakmıştı. Yumuşak bir sesle hayatımı ikiye bölen o cümleyi söylemişti.
Bebeğimi kaybetmiştim.
Kapıdan içeri sessizce girdim. Sanki sadece var olduğum için bile bu ev beni suçlayacakmış gibi hissediyordum.
Salonda eşim Tarık koltuğa yayılmış halde oturuyordu. Elinde kumanda vardı ve gözleri televizyon ekranına kilitlenmişti.
Yanında ise annesi Saniye Hanım oturuyordu. Tabletine bakıyor, ekranda bir şeyleri kaydırıyordu. Tavrı sanki evin sahibi değil de hâkimiymiş gibi soğuktu.
İkisi de bana bakmadı.
Kimse “İyi misin?” diye sormadı.
Saniye Hanım başını bile kaldırmadan konuştu.
“Sonunda geldin. Mecburen pizza söylemek zorunda kaldık. Ev de darmadağın.”
Tarık o anda başını çevirdi. Yüzünde rahatsız olmuş bir ifade vardı.
“Saate baktın mı sen?” diye sertçe sordu.
“Bütün gün çalışıyorum. Eve geliyorum, ortada yemek yok. Yerler de ıslak… Sen de ortalıkta hayalet gibi dolaşıyorsun.”
Ayakta zor duruyordum. Düşmemek için sırtımı duvara yasladım. Bütün vücudum ezilmiş gibi hissediyordu.
“Sana mesaj attım,” dedim yavaşça.
“Seni aradım da… Acil servisteydim.”
Tarık umursamaz bir şekilde omuz silkti.
“Meşguldüm,” dedi.
“Sen zaten hep bahane uydurursun.”
Onun yüzüne baktım. İçimdeki şaşkınlık yavaş yavaş soğuk bir kırgınlığa dönüşüyordu.
“Düşük yaptım,” dedim.
“Bebeğimizi kaybettik.”
Bir an için odada sessizlik oldu.
O an aptalca bir umutla yüzüne baktım. Belki biraz pişmanlık görürüm diye düşündüm.
Ama olmadı.
Tarık’ın dudakları küçümseyerek kıvrıldı.
“Yalan söylüyorsun,” dedi.
“Markete gitmeyi unuttun, şimdi de böyle bir hikâye uyduruyorsun.”
Saniye Hanım da sıkılmış gibi bir nefes verdi.
Tarık bana doğru birkaç adım attı. Aramızdaki mesafe hızla kapandı.
Elimi kaldırdım.
Kavga etmek için değil. Sadece biraz uzaklaşması için.
“Tarık, lütfen…”
Ama o “lütfen” kelimesini duymadı.
Bir anda eli yanağıma indi.
Başım yana savruldu. Gözlerim karardı. Düşmemek için koridordaki küçük masaya tutundum.
Yavaşça başımı kaldırıp ona baktım.
“Hastaneden yeni geldim,” dedim
Tarık öfkeyle kolunu tekrar kaldırdı.
Tam o anda evin içindeki hava değişti.
Arkamdaki kapıdan ağır bir gölge içeri girdi.
Babam.
Sessizce kapının eşiğinde duruyordu.
Tek bir kelime söylemedi. Ama bakışı her şeyi anlatıyordu.
Tarık ilk başta onu fark etmedi.
Ama Saniye Hanım etti.
Kadının yüzündeki renk bir anda soldu.
Çünkü babam sıradan biri değildi.
Tarık ve annesi onun geçmişini hiç merak etmemişti.
Ve şimdi yaptıkları bu hata…
Onlara sandıklarından çok daha pahalıya mal olacaktı.
Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..
Pages: 1 2


Son yorumlar