Açlıktan kıvranıyordu ve artıkları arıyordu onu yakalayan adamın kaderini Değiştirdi

tgtttty

Riza Usta bunu fark etmiş gibi iç çekti. “Korkma. Aç insanın gözlerinden anlanm,” dedi. “Ben de bir zamanlar senin gibiydim”
Bu cümle, Yusuf un kafasında yankılandı. Başını kaldırdı. İlk kez Rıza Usta’nın yüzüne gerçekten baktı. Sert görünümünün altında yorgunluk vardı. Gözlern, yılların yükünü taşıyordu.
Lokantanın arka kapısından içeri girdiler Sıcaklık Yusuf un yuzune çarptı, İçerisi yemek kokuyordu; tereyağı soğan ve ekmek Yusuf’un dizleri titredi. Riza Usta onu
küçük bir masaya oturttu, tabağı onune koydu.
“Ye” dedi. “Hızlı değil. Yavaş
Yusuf kaşığı eline aldığında gözleri doldu. İlk lokmayı ağzına attığında, boğazı dugumlendi. Utanıyordu. Ama duramadı. Gunlerdir ilk kez gerçek yemek yiyordu.
Rıza Usta karşısında ayakta duruyor, sessizre onu izliyordu
Yusuf yemeği bitirdiğinde, tabağın dibini ekmekle sıyırdı. Başımı kaldırdığında, Rıza Usta’nın yuzunde belli belliniz bir gulümseme vard
“Adin ne?” diye sordu.
“Yusuf” dedi kisik bir sesle.
“Nerelisin?”
“Buradan… ama artık değil
Rıza Usta sandalyeye oturdu. “Anlat” dedi, “Zorlamam. İstersen.”
Yusuf bir süre sustu. Sonra kelimeler dökülmeye başladı, Bahanımı küçük yaşta kaybetmişti. Annesi hastalanmış, borçlar birikmişti. Okulu bırakmak zorunda kalmıştı.
Sonra annesi de gitmişti. Ev satılmış, akrabalar sırt çevirmişti. Sokaklar onu yutmuştu
Riza Usta sessizce dinledi. Arada başını salladı. Yusuf bittiğinde, uzun bir sessizlik oldu.
“Benim de baham erken öldü, dedi sonunda Riza Usta. “On dört yaşındaydım. Bir ustanın yanında bulaşık yıkardım. Aç kaldığım günleri hatırlıyorum. İnsan açken
başka birine dönüşür
Ayağa kalktı, mutfağa yoneldi. Bir önlük aldı ve Yusuf’a uzatti
“Yarın sabah gel” dedi. “Saat yedi. Bulaşık yıkarsan, Yemek yersin. Para konuşuruz.”
Yusuf un kalbi hızlandı “Ben… param yok” dedi refleksle
Rıza Usta sertçe baktı ama sesini yükseltmedi. “Ben de senden para istemiyorum” dedi. “Çalışmanı istiyorum.”
O gece Yusuf, lokantanın arka deposunda, eski bir battaniyenin üzerinde uyudu. Hayatında ilk kez, sabah uyanacağından emindi
Ertesi gün geldi Sonraki gün de Haftalar geçti. Yusuf bulaşık yıkacı, yerleri sildi, sebze doğradı. Yanlışlar yaptı, azar işitti ama kimse onu kovmadı. Karnı doyuyordu.
Elleri çalışıyordu. Gözlerinde yeniden bir tuk belirmişti.
Aylar sonra Rıza Usta ona kasanın yanını öğretti Sonra yemek yapmayı Yusuf ogrendikçe dikleşti. Aynaya bakabiliyordu artık.
Bir gün Riza Usta onu karşısına aldı
“Bu lokanta” dedi, sadece yemek satmaz. Insan biriktirir. Sen de onlardan birisin
Yıllar geçti.
Yusuf artık genç bir adamdı. Lokantanın tabelası eskimişti ama içi hálá sıcaktı. Rıza Usta yaşlanmış, adımları yavaşlamıştı. Bir sabah Yusuf’u çağırdı, anahtan masaye
kaydu.
“Artik senin” dedi.
Yusuf itiraz etti, kabul etmek istemedi. Ama Rıza Usta gülumsedi
“Bir zamanlar sen çöpte ekmek arıyordun,” dedi. “Bugün bir mutfak yönetiyorsun. Hayat böyle bir şey. Ama unutma… kapının arkası”
Riza Usta birkaç ay sonra hayata veda etti.
Yusuf tabelayı değiştirmedi. Ninenin Baharatları yazısı yerinde kaldı
Her akşam, lokantanın arkasında bir tabak yemek olurdu. Kimse sormazıdı kimin için.
Ve bazen, çöplerin yanında utançla eğilmiş bir genç durundu.
Yusuf sessizce kapıyı açar, tabağı uzabedi
Çünku bir zamanlar, bir gölge onun hayatını değiştirmişti.
Ve a golge artık başkasının umudu oluyordu.