Adam, vefat eden eşinin mezarına geldiğinde soğuk toprağın üzerinde oturup ağlayan iki ikiz kız gördü

frrgrtht

— Baba… mı dedin?

İkizler aynı anda başlarını kaldırdı. Gözleri, yıllardır aradıkları bir limanı bulmuş gibiydi.

— Evet, — dediler neredeyse aynı anda. — Siz bizim babamızsınız.

Adam dizlerinin üzerine çöktü. Toprağın soğuğunu hissetmedi bile. Elleriyle yüzünü kapadı. İçinde yıllardır taşıdığı boşluk, acı bir gerçeğin ışığıyla dolmaya başlamıştı. Karısını kaybetmenin yasını tutarken, aslında ondan geriye kalan en büyük emaneti hiç tanımamıştı.

— Bana neden daha önce gelmediniz? — diye sordu boğuk bir sesle.

— Annemiz, sizin hazır olmadığınızı söyledi, — dedi kızlardan biri. — Ve biz de… korktuk. Ta ki bugün… onun ölüm yıldönümüne kadar.

Adam başını kaldırdı. Mezara baktı. Taş artık sadece bir kaybı değil, saklanmış bir gerçeği de temsil ediyordu.

Yavaşça kızlara uzandı. Ellerini tuttu. Küçük, soğuk, çamurlu eller… Ama o eller, kalbine sıcaklık yaydı.

— Bana hiçbir şey söyleme… demiştiniz, — dedi. — Ama artık her şeyi bilmek istiyorum. Ve… eğer izin verirseniz… sizi tanımak istiyorum.

İkizler birbirine baktı. Sonra aynı anda gülümsediler. O gülümseme, karısının yıllar önceki gülümsemesine tıpatıp benziyordu.

— Biz de bunu istiyoruz baba, — dediler.

Sis yavaş yavaş dağılıyordu. Güneş, mezarlığın üzerine utangaçça doğuyordu. Adam ayağa kalktı, kızları kucakladı. Hayat, ondan çok şey almıştı ama bugün, kaybettiklerinden daha büyüğünü geri vermişti.

Beyaz çiçekler mezarın üzerinde duruyordu. Adam fısıldadı:

— Söz veriyorum… artık hiçbir şey gizli kalmayacak.

Ve o an, ölümün ortasında, yeni bir hayat sessizce filizlendi.