altında ne sakladığını bulmayı hiç beklemiyordum.

“Henüz yolunu buluyor,” derdi.
Gözleri başka şeyler anlatırken.
Gerçekteyse büyükannem, Karen için yapabileceği her şeyi yapmıştı. Okul masrafları, kira yardımları, işsiz kaldığında verilen borçlar… Ama Karen için hiçbir şey yeterli değildi. Aldıkça küçümsüyor, yardım gördükçe daha fazlasını hak ettiğine inanıyordu.
Son ziyaretinde, büyükannem henüz hastalanmamışken, evin duvar kâğıdını eleştirmiş, klimanın olmamasından şikâyet etmişti. Büyükannem tek kelime etmeden mutfakta dolaşmış, onun en sevdiği yemeği pişirmişti. Karen neredeyse dokunmamıştı bile.
Büyükannem öldüğünde 25 yaşındaydım.
Bir insanın yavaş yavaş hayattan çekilişini izlemek, içten içe parçalanmak gibi. Son günlerinde ev sessizdi ama huzurlu değildi. Sanki duvarlar bile nefesini tutmuştu.
Bir gece beni yanına çağırdı. Sesini duyabilmek için yatağının yanına diz çöktüm.
“Sevgilim,” dedi fısıltıyla. “Ben gittikten sonra gül çalımı taşıyacağına söz ver. Bir yıl sonra… sökeceksin. Unutma.”
Nedenini sormadım. Gözlerindeki kararlılık her sorudan ağırdı.
“Söz veriyorum.”
Sonra ekledi:
“Evi sana ve annene bırakıyorum. Vasiyetim avukatta.”
O öldüğünde, dünya durmadı.
Ama bizim hayatımız durdu.
Karen cenazeye dergiden fırlamış gibi geldi. Siyah elbisesi, tıkırdayan topukları… Gözleri evin içinde dolaşıyor, sanki eşyaları tartıyordu.
Üç gün sonra elinde bir dosyayla kapımıza dayandı.
“Bu ev benim,” dedi. “Annem bana bıraktı.”
Gösterdiği vasiyetnameyi daha önce hiç görmemiştik.
Asıl vasiyet ortadan kaybolmuştu.
İtiraz etmeyi düşündük. Ama Karen’ın parası, avukatları ve sarsılmaz kibri vardı. Bizse yas tutuyorduk. Sonunda evi terk ettik.
Ama ben gül çalısını unutmadım.
Bir gece Karen’ı aradım. Midem bulanarak.
“Gül fidanını alabilir miyim?” dedim.
Güldü. “Umurumda değil. Al ve bir daha beni bununla rahatsız etme.”
Kiracılar anlayışlıydı. Bahçeye döndüğüm gün, her şey yabancı geliyordu. Ev beni tanımıyordu sanki.
Gül çalısının yanına diz çöktüm.
“Buradayım, büyükanne.”
Kazmaya başladım.
Toprak sertti. Dirençliydi.
Sonra…
Tak.
Bu bir kök değildi.
Daha derine indim. Parmaklarım metale değdiğinde kalbim göğsümden fırlayacak sandım.
Toprağın altından paslı bir demir kutu çıkardım.
Açtığımda ilk gördüğüm şey onun el yazısıydı.
“Sevgilim…”
O mektupta her şey vardı. Gerçek vasiyet. İmzası. Ve bir plan.
Bizi korumak için.
Ertesi gün avukata gittik. Aylar süren dava başladı. Sahte imzalar, şüpheli ödemeler, çözülen bir komplo…
Hakim kararını açıkladığında Karen’ın yüzündeki ifade her şeye bedeldi.
Ev geri döndü.
Adalet geri döndü.
Sonunda gül çalısını yerine diktim.
Toprak bu kez yumuşaktı.
Ev yeniden nefes alıyordu.
Büyükannemin sevgisi, mezarın ötesinden bile bizi korumuştu.
Ve ben biliyordum:
Bazı sırlar, toprağın altında değil, sevginin içinde saklanır.

Son yorumlar