Annem 4 yaşındayken vefat ettikten sonra üvey babam
Üvey Babam, Annem Ben dört Yaşındayken Vefat Ettikten Sonra Beni Öz Evladı Gibi Büyüttü – Cenazesinde Yaşlı Bir Adamın Fısıldadığı Tek Cümle Yıllardır Saklanan Gerçeği Ortaya Çıkardı
Üvey babam vefat ettiğinde, hayatım boyunca gerçekten baba bildiğim tek insanı kaybettim. Ama cenazesinde bir yabancı beni kenara çekip kulağıma tek bir cümle fısıldadı ve her şey değişti. Daha sonra garajındaki en alt çekmecede bulduklarım, büyürken inandığım hikâyeyi sadece bozmadı—onu çok daha derin bir gerçeğe dönüştürdü.
İnsanın sessizce sevdiği biri için, başkalarının yüksek sesle yas tutmasını izlemek tuhaf ve huzursuz edici bir şey.
Elinizi gereğinden uzun süre tutarlar. Sanki sizi hayatınız boyunca tanıyorlarmış gibi “canım” derler. Sizi kırılgan sanarak o dikkatli, kısık ses tonuyla konuşurlar.
Murat beş gün önce öldü. Pankreas kanseri. Hızlı. Acımasız. Yetmiş sekiz yaşındaydı ve sonra—bir anda yok oldu.
“Onun için her şeydin, Yonca,” diye fısıldadı biri, elimden tutup sanki uçup gidecekmişim gibi sıkarak.
Başımı salladım. Teşekkür ettim. Gerçekten öyle hissediyordum. Ama hiçbir şey tam olarak içime işlemiyordu.
Küllerin konduğu vazoyla birlikte, güneşe gözlerini kısmış, yanağında bir yağ lekesi olan Murat’ın çerçeveli fotoğrafının yanında duruyordum. O fotoğraf yıllarca komodinin üzerinde durmuştu. Şimdi ise, bana lastik değiştirmeyi ve imzamı değerliymiş gibi atmayı öğreten adamın yetersiz bir temsilcisi gibi geliyordu.
“Beni burada… yalnız bıraktın,” diye mırıldandım fotoğrafa.
Murat, annem Ceren ile ben iki yaşındayken tanışmış. Sessizce evlenmişler. Ondan önceki hayatı hatırlamıyorum. En eski anım, ilçe panayırında onun omuzlarında oturmam; bir elim pamuk şekerden yapış yapış, diğer elim saçlarına dolanmış.
Annem ben dört yaşındayken öldü. Bu cümle hayatım boyunca peşimi bırakmadı.
Murat geçen yıl hastalandığında hiç düşünmeden eve geri taşındım. Ona yemek yaptım, bütün randevularına götürdüm, acıdan konuşamaz hâle geldiği anlarda yanında oturdum. Kendimi mecbur hissettiğim için değil.
Çünkü o, önemli olan her anlamda benim babamdı.
Cenazeden sonra ev, kibar başsağlığı dilekleri ve tabak çanak sesleriyle doldu. Mutfakta biri gereğinden yüksek sesle güldü. Bir çatal porselen tabağa sertçe sürtündü.
Koridorda, tadına bile bakmadığım bir bardak limonata tutarak duruyordum. Ev hâlâ onun kokusunu taşıyordu—ahşap cilası, tıraş losyonu ve her zaman “benim değil” diye ısrar ettiği hafif lavanta sabunu kokusu.
Samiye Teyze usulca yanıma yaklaştı. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..


Son yorumlar