Babacım Küçük kız kardeşim uyanmıyor Üç gündür hiçbir şey yemedik

Sessizliğe Bürünmüş Bir Ev
Murat, arabayı yarım saatten kısa bir sürede sürdü. Bir sarı ışıkta hız kesmeden geçti ve kaldırıma o kadar hızlı yanaştı ki lastikleri sertçe çarptı. Arabadan inmeden önce bile evin ön verandasında bir gariplik vardı. Oyuncak yoktu. İçeriden müzik sesi gelmiyordu. Hiç kimsenin hareket ettiğine dair bir işaret yoktu.
Kapıya koştu ve iki yumruğuyla sertçe vurdu.
“Efe, ben geldim. Kapıyı aç oğlum!”
Cevap gelmedi.
Kapı kolunu denediğinde kapı içeri doğru açıldı.
Evin içindeki sessizlik o kadar ağırdı ki Murat’ın midesi düğümlendi. Sonra Efe’yi gördü. Salonun zemininde oturuyordu. Göğsüne bir yastık bastırmıştı. Sarı saçları bir tarafına yapışmıştı, yanakları kir içindeydi. Küçük bedeni ise ağlamayı bırakıp sadece beklemeye başlayan çocuklarda görülen o ürkütücü hareketsizliğe bürünmüştü.
Efe başını kaldırdı ve fısıldadı:
“Gelmezsin sandım.”
Murat iki adımda yanına geldi ve dizlerinin üzerine çöktü.
“Buradayım. Kız kardeşin nerede?”
Efe koltuğu işaret etti.
Zeynep, battaniyenin altında kıvrılmış yatıyordu. Yüzü hem solgun hem de kızarmıştı. Dudakları kurumuştu. Nefesi yüzeyseldi ve düzensizdi. Murat elini alnına koyduğunda ateşin sıcaklığı göğsünü sıkıştırdı.
Hiç beklemeden onu kucağına aldı. Zeynep’in başı omzuna neredeyse direnç göstermeden düştü.
“Şimdi gidiyoruz,” dedi Murat, Efe’yi korkutmamak için sesini sakin tutmaya çalışarak.
“Ayakkabılarını giy. Soru sorma. Yanımdan ayrılma.”
Efe o kadar hızlı ayağa kalktı ki neredeyse sendeledi.
“Uyuyor mu?”
Murat yutkundu.
“Hasta oğlum. Yardım alacağız.”
Mutfaktan geçerken Murat’ın gözü sonradan zihninde defalarca canlandıracağı manzaraya takıldı: Tezgahta boş bir mısır gevreği kutusu, lavaboda yığılmış bulaşıklar, buzdolabında yarım bir ketçap şişesi… Ne süt vardı, ne meyve, ne yemek artığı. Altı yaşındaki bir çocuğun kendine ve kardeşine verebileceği hiçbir şey yoktu.
Lavabonun yanında içinde kurumuş meyve suyu kalıntısı olan küçük bir çocuk bardağı duruyordu.
Murat daha fazla düşünmemeye çalıştı. Zeynep’i kucağında taşıdı, Efe’yi arka koltuğa oturttu ve dörtlüleri yakarak Ankara Şehir Çocuk Hastanesi’ne doğru sürdü. Bir eli direksiyondaydı, diğeri ise birkaç saniyede bir arkaya uzanıyordu; sanki sadece yakın olmak bile çocuklarını güvende tutacakmış gibi.
Arka koltuktan Efe’nin küçük sesi geldi:
“Anne bize kızgın mı?”
Murat gözlerini yoldan ayırmadı.
“Hayır. Annen sana kızgın değil. Şimdi beni dinlemen gerekiyor, tamam mı? Ben buradayım. İkinizi de koruyorum.”
Efe bir süre sessiz kaldı.
Sonra dedi ki:
“Zeynep’e kraker vermeye çalıştım ama yemedi.”
Murat’ın boğazı yandı.
“Beni arayarak doğru olanı yaptın.”
Acil Servisin Parlak Işıkları
Acil servisin kapıları açılır açılmaz bir hemşire sedyeyle yanlarına geldi.
“Kaç yaşında?”
“Üç,” dedi Murat.
“Yüksek ateşi var. Tepki vermesi zorlaştı. Yememiş. Sanırım uzun süre yalnız kalmışlar.”
Hemşirenin yüz ifadesi bir anda ciddileşti ama sesi sakindi.
“Onu hemen içeri alıyoruz.”
Başka bir hemşire Efe’nin yanına çömeldi.
“Merhaba tatlım. Kız kardeşine yardım ederken babanın yanında kalmak ister misin?”
Efe Murat’ın pantolonuna sarıldı ve sessizce başını salladı.
Murat diz çöktü.
“Onlar Zeynep’le ilgileniyor. Ben hiçbir yere gitmiyorum.”
Efe’nin gözleri doldu.
“İyi olacak değil mi?”
Murat hayatında hiç bu kadar az emin olduğu bir sözü söylememişti.
“Evet. İyi olacak.”
Doktorlar Zeynep’le ilgilenirken Murat kayıt bölümüne bütün bilgileri verdi. Aynı hikâyeyi hastanenin sosyal hizmet görevlisine ve çocuk servisi çalışanlarına tekrar tekrar anlattı.
Çocukların annesi Ayşe’nin arkadaşlarıyla şehir dışında olduğunu söylediğini, günlerdir telefonlara cevap vermediğini, evde yiyecek olmadığını, Efe’nin bunun ilk olmadığını ama en uzun süre olduğunu söylediğini anlattı.
Sosyal hizmet görevlisi gözlüğünü düzelterek sordu:
“Şu anda çocukların annesinin nerede olduğunu biliyor musunuz?”
“Hayır,” dedi Murat. “Cuma gününden beri bilmiyorum.”
“Bu süreçte çocukların tüm sorumluluğunu geçici olarak üstlenmeye hazır mısınız?”
“Onları güvende tutmak için ne gerekiyorsa yaparım.”
Kırk dakika sonra doktor geri döndü.
Zeynep’in kolunda serum vardı ve yüzüne yavaş yavaş renk gelmeye başlamıştı.
“Durumu stabil,” dedi doktor.
“Ciddi derecede susuz kalmış ve mide enfeksiyonu var. Uzun süre doğru beslenemediği için daha ağırlaşmış. Ama zamanında getirmişsiniz.”
Murat gözlerini kapattı ve derin bir nefes verdi.
Efe hemen sordu:
“Kız kardeşimi görebilir miyim?”
Doktor gülümsedi.
“Birazdan. Şimdi dinleniyor ama iyi ellerde.”
Murat oğlunun hâlâ titrediğini fark etti.
Ayşe’ye Ne Oldu?
İki saat sonra Efe kraker, elma püresi ve yarım sandviç yedikten sonra bir hemşire Murat’a yaklaştı.
“Başka bir hastane bize bilgi verdi. Çocukların annesi Cumartesi sabahı çok erken saatlerde ciddi bir trafik kazası sonrası Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış.”
Murat donakaldı.
“Kaza mı?”
“Üzerinde kimlik yokmuş. Bilinci kapalı halde getirilmiş. Yanındaki yetişkin erkek olay yerinden ayrılmış. Başından yaralanmış ve birkaç kemiği kırılmış. Şu anda stabil ama uyutuluyor.”
Murat yüzünü elleriyle ovuşturdu.
Önce öfke geldi. Çünkü çocuklar yalnız bırakılmıştı.
Ama sonra karmaşık bir duygu daha geldi. Çünkü Ayşe büyük ihtimalle o evden çıkarken günlerce ortadan kaybolacağını bilmiyordu.
Yine de bu, olanları değiştirmiyordu.
Koridora çıktı ve avukatı Selin Kaya’yı aradı.
“Selin, çocukların velayeti için acil işlem başlatmamız gerekiyor,” dedi.
“Kızım hastanede. Çocuklar günlerce yalnız kalmış.”
Selin hemen cevap verdi.
“Tüm raporları bana gönder. Yarın sabah dava açıyoruz.”
Murat odaya döndüğünde Efe yatağın yanında oturuyordu.
“Baba…” dedi.
“Artık hep seninle kalabilir miyim?”
Murat diz çöktü.
“İhtiyacın olduğu kadar benimle kalacaksın.”
Bir Çocuğun Taşımaması Gereken Yük
O geceyi hastanede geçirdiler.
Efe sonunda katlanır sandalyede uyudu. Murat iki çocuğunun arasında oturdu ve serum damlalarının ritmini dinledi.
Ertesi sabah bir çocuk psikoloğu Murat’la konuştu.
“Efe çok büyük bir sorumluluk aldı,” dedi.
“Bu çok cesurca ama aynı zamanda bir çocuk için ağır bir yük.”
Murat başını salladı.
“Onların neye ihtiyacı var?”
“Düzen. Güven. Sakinlik. Gerçek ama sade açıklamalar.”
Murat o an anladı.
Sevgi tek başına yetmezdi.
Sevgi; zamanında hazırlanan kahvaltı, okunan masallar, verilen ilaçlar ve gece korkuyla uyanan bir çocuğun yanında oturmak demekti.
Öğleden sonra Zeynep gözlerini açtığında Efe ilk kez ağladı.
Yatağın kenarına çıktı.
“Seni özledim,” dedi.
Zeynep yorgun bir sesle fısıldadı:
“Ben uyuyordum.”
Murat ikisinin saçını okşadı.
“Artık güvendesiniz.”
Şehrin Öbür Tarafındaki Ziyaret
Ertesi gün Murat çocukları komşusuna emanet edip Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gitti.
Ayşe yatakta oturuyordu. Kolunda alçı vardı, yüzünde morluklar.
Murat yatağın ucunda durdu.
“Çocuklar yaşıyor,” dedi sertçe.
Ayşe gözlerini kapattı.
“Biliyorum.”
Murat sordu:
“Ne oldu?”
Ayşe utançla anlatmaya başladı.
Birkaç saatliğine dışarı çıktığını, biriyle buluştuğunu, içki içtiklerini, arabada tartıştıklarını ve kazanın olduğunu söyledi.
Murat sakin ama sert bir sesle dedi:
“Altı yaşında ve üç yaşında iki çocuğu evde neredeyse yiyeceksiz bıraktın.”
Ayşe ağladı.
“Biliyorum…”
Murat uzun bir sessizlikten sonra konuştu.
“Geçici tam velayet için başvuruyorum.”
Ayşe başını kaldırdı.
“Çocukları benden tamamen alıyor musun?”
Murat başını salladı.
“Hayır. Onları koruyorum.”
Ayşe sadece bir şey sordu:
“Nasıl durumdalar?”
“Zeynep iyileşiyor. Efe onu kurtardı.”
Ayşe sessizce ağladı.
Gitmeden önce Murat kapıda durdu.
“Terapiye başlayacağım,” dedi Ayşe.
Murat başını salladı.
“Devam et.”
Ailenin Yeni Hali
İlk haftalar Murat’ın evinde zordu.
Efe geceleri uyanıyordu. Zeynep yalnız kalmak istemiyordu. Murat yemek yakıyordu, çamaşırları küçültüyordu, okul belgelerini unutuyordu.
Ama pes etmedi.
Her gün çocukları için daha sağlam bir düzen kurdu.
Ayşe ise terapiye başladı, mahkemeyle iş birliği yaptı ve kontrollü görüşmeler başladı.
İlk başta çocuklar çekingen davrandı.
Ama Ayşe her görüşmeye geldi.
Çocuklar tutarlılığı fark eder.
Mahkeme Günü
Yaz başında mahkeme günü geldi.
Hakim raporları inceledi.
Sonunda Murat’a sordu:
“Ne istiyorsunuz?”
Murat ayağa kalktı.
“Çocuklarımın önce güvenliğe ihtiyacı var. Ama annelerini de seviyorlar. Uzmanlar uygun görürse kontrollü görüşmelere karşı değilim.”
Hakim başını salladı.
Geçici karar verildi:
Çocuklar Murat’la kalacak, Ayşe ile görüşmeler kademeli olacak.
İki Ev, Tek Aile
Zamanla görüşmeler arttı.
Bir gün Efe arabada sordu:
“Anne okul oyunuma gelebilir mi?”
Murat gülümsedi.
“Elbette.”
Bir akşam Zeynep iki ev çizdiği bir resim gösterdi.
“İki yerde yaşıyoruz ama birlikteyiz.”
Murat resmi uzun süre izledi.
“Evet,” dedi.
“Birlikteyiz.”
Aylar sonra mahkeme ortak velayet kararı verdi.
Adliye önünde Efe dondurma istedi. Zeynep renkli şeker.
Murat ve Ayşe birbirlerine baktılar.
Eski hayat geri dönmemişti.
Ama daha dürüst bir şey başlamıştı.
Gerçek bir aile.

Son yorumlar