Ben Elif. Oğlum Emir beş yaşında

Beş yıl.
Beş yıl boyunca bir oğlum daha vardı.
Öfke, acı, şaşkınlık… hepsi birbirine karıştı.
“Adı ne?” diye sordum.
“Eren.”
Eren. İçimde bir şey yerli yerine oturdu sanki.
Ayağa kalktım ve çocuklara doğru yürüdüm. Dizlerimin üzerine çöktüm. İkisine de baktım. Aynı gözler bana bakıyordu.
“Eren,” dedim yavaşça.
Çocuk başını eğdi, ama gözlerini benden ayırmadı.
“Ben… seni tanıyor muyum?” diye sordu küçük bir sesle.
Boğazım düğümlendi.
“Belki kalbin tanıyordur,” dedim.
Emir araya girdi: “Anne, bak, aynıyız. Ben demiştim.”
O an bir seçim yapmam gerektiğini anladım.
Zeynep suç işlemişti. Evet. Ama o beş yıl boyunca Eren’e annelik yapmıştı. Eren onun annesi olduğunu biliyordu. Onu koparmak, ikinci bir travma yaratmak olurdu.
Ama ben de onun annesiydim.
Derin bir nefes aldım. Zeynep’e döndüm.
“Bu iş burada bitmeyecek,” dedim. “Ama Eren’in hayatını yıkmayacağız. Gerçeği yavaş yavaş, birlikte anlatacağız.”
Zeynep ağlıyordu. “Ne istersen yapacağım.”
Çocuklara baktım.
“Artık park yürüyüşlerimiz biraz kalabalık olacak,” dedim.
Emir güldü. Eren de aynı anda güldü.
O an anladım: Anneliğin tek bir biçimi yoktu. Kayıplar, hatalar, yanlışlar vardı. Ama kan bağı inkâr edilemezdi.
O gün parkta bir mucize olmadı. Bir hayalet geri dönmedi.
Gerçek ortaya çıktı.
Ve ben o gün iki oğlum olduğunu öğrendim.
Hayatım ikiye bölünmedi.
Tam tersine, eksik parçam yerine oturdu.

Son yorumlar