Beni Sokağa Atan Babam

“Sen Benim Yüz Karamsın” Diyerek Beni Sokağa Atan Babam, Yıllar Sonra Huzurevi Masraflarını Ödeyen Kişinin Ben Olduğumu Öğrenince YıkıldıÖz babam yeni karısının iftirasına inanıp “Sen benim yüz karamsın” diyerek beni yağmurun altında sokağa defetmişti, fakat yıllar sonra o kadın bütün parasını alıp kaçtığında sığındığı huzurevinin tüm masraflarını gizlice karşılayan kişinin ben olduğumu öğrenince gözyaşlarına boğuldu.
Öz babam yeni karısının iftirasına inanıp “Sen benim yüz karamsın” diyerek beni yağmurun altında sokağa defetmişti… Hayatımın en büyük travmasını yaşadığım o gece, gökyüzü bile adeta benim çaresizliğime ağlıyordu. Annemin vefatından sadece iki yıl sonra hayatımıza giren Nalan, eve adım attığı ilk günden beri beni bir fazlalık, kendi saltanatına bir tehdit olarak görmüştü. Babam Orhan ise onun sahte gülümsemelerine ve yalanlarına o kadar körü körüne inanmıştı ki, gözünün önünde büyüyen yirmi yaşındaki öz kızını artık tanıyamaz hale gelmişti.
O kara gece, Nalan kendi mücevherlerini yatağımın altına saklayıp, ardından da kendini bilerek merdivenlerden atarak benim onu ittiğimi iddia etmişti. Yüzündeki o sahte gözyaşları ve timsah feryatları babamın aklını başından almaya yetmişti. Savunma yapmama, bir kelime bile etmeme izin vermedi. “Sen benim yüz karamsın! Annenden sonra bu eve getirdiğim huzuru kıskanan zehirli bir yılansın!” diyerek beni kolumdan tuttuğu gibi dış kapıya fırlattı. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında, üzerimde incecik bir hırkayla o demir kapının kapanış sesini dinlerken, aslında kapanan şeyin babamın vicdanı olduğunu çok iyi biliyordum.
Sokakta kaldığım o ilk haftalar, bir insanın yaşayabileceği en zor sınavlardan biriydi. Ancak içimdeki o derin kırgınlık, zamanla beni ayakta tutan çelikten bir zırha dönüştü. Kendime acımak yerine, annemden bana miras kalan o dürüstlük ve çalışma azmiyle hayata tutundum. Üniversitede mimarlık eğitimimi burslu olarak tamamlarken, geceleri restoranlarda bulaşık yıkadım, ofislerde temizlik yaptım. Ne babamı aradım ne de ondan bir yardım istedim. Yıllar birbirini kovaladı; kurduğum küçük tasarım ofisi, azmim ve dürüst çalışmam sayesinde hızla büyüdü. Ülkenin sayılı mimarlık şirketlerinden birinin sahibi oldum. Zenginleşmiş, güçlenmiş ve ayakları yere son derece sağlam basan bağımsız bir kadın olmuştum.
Geçen on beş yılın ardından babamdan ve Nalan’dan hiçbir haber almamıştım. Ta ki bir gün, eski mahallemizden tanıdığım bir aile dostumuz ofisime gelene kadar. Duyduklarım karşısında hissettiklerimi tarif etmem imkansızdı. Nalan, babamın yaşlanmasını ve ticaretteki başarısızlıklarını fırsat bilerek, bütün evleri, arsaları ve bankadaki son kuruşu kendi üzerine geçirip bir anda ortadan kaybolmuştu. Babam Orhan, arkasında devasa borçlar ve yıkılmış bir hayatla dımdızlak ortada kalmıştı. Kalp spazmı geçirmiş, ardından da kimsesizlerin yerleştirildiği, imkanları çok kısıtlı, döküntü bir devlet huzurevine sığınmak zorunda kalmıştı.
Bunu duyduğumda içimde bir intikam ateşi yanmasını bekledim ama öyle olmadı. Babam beni o yağmurlu gecede kalpsizce sokağa atmıştı ama benim kalbim onunki gibi taştan değildi. Hemen avukatımı çağırdım ve gizli bir talimat verdim. Babamın bulunduğu o döküntü kurumu aradan çıkararak, onu şehrin en prestijli, doktor gözetiminde, bahçeli ve lüks rehabilitasyon merkezlerinden birine transfer ettirdim. Tüm borçlarını kapattım ve ömrünün sonuna kadar orada birinci sınıf bir hizmet alması için gereken tüm masrafları, ismimi kesinlikle gizli tutmaları şartıyla peşin olarak ödedim. Benim için o, yıllar önce ölmüş bir adamdı ama en azından bir insanın o yaşta o çaresizliği yaşamasına vicdanım elvermemişti….Devamı okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz.

Son yorumlar