Beni Sokağa Atan Babam

ghgjgj

Aylar sonra, rehabilitasyon merkezinin başhekimi rutin bir imza işlemi için beni merkeze davet ettiğinde, aslında babamla yüzleşeceğimi hiç hesaba katmamıştım. İdari binaya doğru yürürken, geniş lavanta bahçesinde tekerlekli sandalyede oturan o yaşlı adamı gördüm. Çökmüş, küçülmüş, o koca gövdesinden geriye sadece titreyen bir beden kalmıştı. Başhekimle birlikte yanından geçerken, rüzgar elimdeki dosyalardan birini uçurup tam onun tekerlekli sandalyesinin tekerleğine doğru savurdu.

Dosyayı almak için eğildiğimde, göz göze geldik.

Zaman o saniye asılı kaldı. Gözlerindeki o boş ve umutsuz bakış, beni, yani kızı Aslı’yı tanıdığı an inanılmaz bir şoka dönüştü. Yüzündeki derin kırışıklıklar titremeye başladı. Tam o sırada başhekim yanımıza gelip, gülümseyerek babama döndü: “Orhan Bey, size hep bahsettiğim, aylardır burada kral gibi yaşamanızı sağlayan, tüm masraflarınızı üstlenen o gizli melek işte bu hanımefendi. Aslı Hanım…”

Babamın rengi bir anda kireç gibi oldu. Nefesi kesildi. On beş yıl önce “yüz karası” diyerek sokağa attığı, bir hiç uğruna harcadığı öz kızı, ona sırtını dönen dünyanın aksine ona en büyük merhameti göstermişti. Karşımda dudakları titredi, bir şeyler söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi. Sadece çatlak bir sesle “Aslı…” diyebildi ve başını önüne eğerek hüngür hüngür ağlamaya başladı. Gözyaşları, titreyen ellerinden dökülüyor, yılların pişmanlığı omuzlarını sarsıyordu. Kendi öz kanını, yalanlara kanarak nasıl sokağa attığının ve karşılığında ne büyük bir insanlıkla karşılaştığının ağırlığı altında kelimenin tam anlamıyla eziliyordu.

Ona ne bağırdım ne de geçmişin hesabını sordum. Sadece eğildim ve usulca, “Ben senin yüz karası dediğin kızınım baba,” dedim. “Sen beni o yağmurda bıraktığında üşümüştüm ama içimdeki merhameti hiçbir zaman dondurmadım. O kadın senin paranı çaldı ama insanlığını da alıp götürmüş. Şimdi burada huzurla yaşa. Benim vicdanım rahat, umarım senin de bir gün olur.”

Arkamı dönüp oradan uzaklaşırken, arkamda bıraktığım sadece ağlayan, pişman bir ihtiyar değildi; arkamda bıraktığım, yıllarca kalbimde taşıdığım o ağır yaranın ta kendisiydi. İnsan, kendine yapılan kötülüğe aynı kötülükle değil, kendi karakterinin büyüklüğüyle cevap verdiğinde asıl zaferi kazanıyordu. Ve ben bugün, o yağmurlu gecede sokakta kalan kızı, merhametiyle ve affediciliğiyle kendi ellerimle bir kez daha büyütmüş, asıl zenginliğin asla kaybedilmeyen vicdan olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştım.