Beni Tek Başına Büyüten Dedem Vefat Etti

Demek toprağın bu kadar yumuşak olmasının sebebi buydu! Cansu cenaze töreninden hemen sonra gizlice dönmüş ve kasayı aramıştı. Geriye doğru bir adım attım, ellerim paslı kasayı göğsüme doğru sımsıkı bastırdı. “İçinde ne var Cansu?” diye sordum, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. “Dedem 22 yıldır benden neyi saklıyordu?”
Cansu alaycı ve sinir bozucu bir kahkaha attı. “Senin o zavallı, sefil hayatının koca bir yalan olduğunu saklıyordu! Ailenin sıradan bir trafik kazasında ölmediğini saklıyordu!”
Duyduklarım beynimde bir balyoz gibi patladı. “Ne diyorsun sen?”
“Babamın o dönem ne kadar büyük bir borç batağında olduğunu hatırlamıyorsun tabii, daha bebektin,” diyerek üzerime doğru bir adım daha attı. “Senin ailen, bu döküntü sandığın ama aslında altından devletin yeni otoyol projesinin geçeceği ve milyonlarca lira edecek olan bu araziyi satmayı reddetti. Babam da onları ikna etmenin başka bir yolunu buldu… Fren hortumları ne kadar da kırılgandır, değil mi?”
Kanım damarlarımda dondu. Nefesim boğazıma dizildi. Ailem bir kaza kurbanı değil, miras ve para uğruna işlenmiş korkunç bir cinayetin kurbanıydı! Ve dedem… Dedem bunu hep biliyordu.
“Dedem…” diye fısıldadım çaresizce, “O neden sustu?”
“Çünkü babam onu, eğer polise giderse seni de beşikteyken boğmakla tehdit etti!” diye bağırdı Cansu, levyeyi havaya kaldırarak. “İhtiyar, seni korumak için kendi evladının katiline boyun eğdi. Ama o kanıtları, o fren hortumundan alınan raporları ve babamın ona yazdığı itiraf mektubunu polise vermeyip buraya gömdü. Şantaj için! Bizi yıllarca bu çiftlikten uzak tutmak için! Ama artık o öldü. Babam da öldü. Şimdi o kasa benim olacak, içindekiler küle dönecek ve bu arazi satılacak!”
Cansu gözü dönmüş bir halde üzerime atıldı. Elindeki levyeyi başıma doğru savurduğu an, içimdeki o korkmuş çocuk aniden yok oldu ve yerini ailesinin intikamını almaya yemin etmiş bir adam aldı. Hızla yana doğru çekildim ve yerdeki küreğin sapına tekmeyi basarak havaya kalkmasını sağladım. Küreğin sapı Cansu’nun bacaklarına sertçe çarptı. Acıyla çığlık atarak çamurun içine, o kazdığım çukurun tam yanına kapaklandı.
Levye elinden fırlayıp karanlıkta kayboldu. Hiç düşünmeden kasayı yere bırakıp üzerine çullandım ve ellerini arkasında birleştirdim. Çırpınıyor, küfürler savuruyordu ama benim gücüme karşı koyması imkansızdı. O çamurun içinde boğuşurken, cebimden telefonumu çıkarıp titreyen ellerimle polisi aradım.
Ekipler çiftliğe geldiğinde, Cansu hala histerik bir şekilde bağırıyordu. Paslı kasanın kilidi karakolda, polislerin gözetiminde kırıldı. İçinden sadece itiraf mektubu ve eski bilirkişi raporları değil; aynı zamanda dedemin bu çiftliğin yegane varisi olarak beni gösterdiği, Cansu’nun ailesini tüm mirastan ebediyen men ettiği o gerçek vasiyetname çıktı. 22 yıllık cinayet dosyası o gece o kasanın içinden fışkıran belgelerle yeniden açıldı. Cansu, delil karartma, cinayeti örtbas etme ve bana saldırmaktan demir parmaklıkların ardına gönderilirken; onun babasının yıllar önce işlediği suç da nihayet gün yüzüne çıkmış, ailemin kanı yerde kalmamıştı.
Ertesi sabah çiftliğe geri döndüm. Hava yeni aydınlanıyor, güneşin ilk ışıkları o yaşlı ağlayan söğüt ağacının dalları arasından süzülüyordu. Evin içine adım attığımda gıcırdayan tahta zeminler artık bana ürkütücü veya ıssız gelmiyordu. Mutfaktaki eski radyoyu açtım, hafif bir melodi odayı doldurdu.
Dedem beni zenginlik içinde büyütmemiş olabilirdi. Ama o, bir bebeğin hayatını korumak için yirmi iki yıl boyunca evlat acısını kalbine gömen, katille aynı sırrı taşıma yüküne göğüs geren dünyanın en zengin yürekli adamıydı. Derin bir nefes alarak mutfak penceresinden bahçeye baktım. Artık korkacak bir şey kalmamıştı. Burası sıradan bir çiftlik değil; dedemin fedakarlığı, ailemin onuru ve benim sonsuz yuvamdı.

Son yorumlar