Bir adam beni akşam yemeğine davet etti ama vardığımda ortada yemek yoktu
Bir adam beni akşam yemeğine davet etti ama gittiğimde ortada hazırlanmış bir sofra yoktu — sadece kirli bulaşıklarla dolup taşan bir evye ve tezgâha dağılmış market poşetleri vardı. Sakin bir şekilde şunu söyledi:
“Nasıl bir ev kadını olacağını görmek istiyorum — yemek yapabilecek misin, onu da.”
Bu düzgün bir randevu olacaktı.
Adı Kemal’di, altmış yaşındaydı; sakin ve kendinden emin biriydi. İki aydır konuşuyorduk ve bu buluşma ilişkinin anlamlı bir adımı gibi gelmişti.
“Senin için özel bir şey pişirmek istiyorum,” demişti. “Evde sakin sakin konuşabiliriz.”
Bu fikir hoşuma gitmişti. Bir erkeğin yemek yapmayı teklif etmesi düşünceli bir davranıştı. Ona bir kutu çikolata aldım ve umutla gittim.
Beni sıcak karşıladı. Daire ilk bakışta geniş ve düzenliydi. Masada iki kadeh duruyordu.
“Yemek yakında hazır olur mu?” diye sordum.
“Elbette,” dedi gülümseyerek ve beni mutfağa götürdü.
Bir anda olduğum yerde kaldım.
Evye kirli bulaşıklarla dolup taşıyordu. Tencereler, tavalar, tabaklar üst üste yığılmıştı. Market alışverişi tezgâhın üzerine gelişigüzel bırakılmıştı; sanki biri başlayıp yarım bırakmış gibiydi.
“İşte,” dedi Kemal gururla. “Her şey hazır.”
“Neye hazır?” diye sordum.
“Gerçek hayata,” dedi. “Ben sıradan bir flört istemiyorum. Ev kadını istiyorum. Bulaşıkları bilerek bıraktım. Bir evi nasıl idare ettiğini görmem gerekiyor. Sözler önemli değil. Mutfak bana her şeyi anlatır.”
Şaka yapmıyordu.
Bir an için eski alışkanlıklarım harekete geçti — yardım etme isteği, kendimi kanıtlama arzusu, uyumlu olma refleksi.
Ama ben elli sekiz yaşındayım. Çocuk büyüttüm. Hasta bir eşe baktım. Yıllarca yemek yaptım, temizlik yaptım, fedakârlık yaptım.
Ve tam da bu yüzden, her şeye yeniden başlamak niyetinde değildim. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..


Son yorumlar