Bir baba kalabalık bir alışveriş bölgesine girdi ve lüks çanta satan bir mağazaya girdi

ghgjhjhjh

MAĞAZANIN İÇİNDEKİ AŞAĞILAMA

Hasan ve kızı Elif, alışveriş merkezinin en lüks çanta ve oyuncak butiklerinden biri olan Kadife & Altın mağazasına girdiler.

Satış görevlisi Gülendam, hemen önlerini kesti. Gözleri Hasan’ı tepeden tırnağa süzerken yüzünde açık bir küçümseme vardı.

“Affedersiniz,” dedi sert bir sesle. “Burada dilencilik yasak. Lütfen çıkın. Terlikleriniz zemini kirletiyor.”

Hasan sakinliğini korudu.
“Dilencilik yapmıyorum,” dedi. “Kızım vitrindeki o bebeği istiyor. Onu satın almaya geldim.”

Gülendam alaycı bir kahkaha attı.
“Satın almak mı? O bebek on beş bin lira. Senin gibi giyinmiş biri bunu alabileceğini mi sanıyor? Güvenliği çağırmadan önce defolun buradan.”

Yakındaki müşteriler fısıldaşmaya başladı.

“Çok şüpheli görünüyor,” dedi bir kadın.
“Çantalarınıza dikkat edin,” diye mırıldandı bir başkası.

Mağaza müdürü Murat Bey hızla yanlarına geldi.
“Burada neler oluyor?” diye sordu.

“Bu adam sorun çıkarıyor,” diye şikâyet etti Gülendam.
“Belli ki gerçek bir müşteri değil.”

Murat Bey hiç tereddüt etmeden bağırdı:
“Güvenlik! Bunları hemen dışarı çıkarın. Mağazamın havasını bozuyorlar!”

Hasan cebinden kalın bir para destesi çıkardı—düzenli şekilde bağlanmış banknotlar.

“Nakit öderim,” dedi kararlı bir sesle.

Ama Gülendam geri adım atmak yerine alay etti.
“Bu para çalıntı! Böyle bir parayı dürüstçe kazanmış olamazsın. Güvenlik, tutuklayın bunu!”

Elif gözyaşlarına boğuldu.
“Baba, gidelim… korkuyorum.”

Hasan eğilip kızını kucakladı.
“Biz yanlış bir şey yapmadık,” diye fısıldadı.

Tam o sırada güvenlik görevlisi Hasan’ın kolunu tuttu.


GERÇEK SAHİP GELDİĞİNDE

“DURUN.”

Mağazanın içinde otoriter bir ses yankılandı.

Siyah takım elbiseli bir adam içeri girdi: Erdem Tan, tüm Zirve Alışveriş Merkezi’nin genel müdürüydü. Ardında yönetim kurulu üyeleri vardı.

Murat Bey hemen toparlandı.
“Günaydın Erdem Bey,” dedi gergin bir şekilde.
“Bir hırsızla ilgileniyorduk—”

Erdem sözünü kesti.

Gözleri Hasan’a kilitlendi. Yüzü bir anda bembeyaz oldu.

Hızla ileri atıldı, güvenliği kenara itti ve Hasan’ın önünde doksan derece eğildi.

“Günaydın Sayın Başkan,” dedi titreyen bir sesle.

Mağazada çıt çıkmıyordu.

“Başkan mı?” diye fısıldadı Gülendam, olduğu yere çakılı kalarak.

Erdem şaşkın kalabalığa döndü:
“Bu kişi Hasan Velasco, Velasco Prime Holding’in sahibidir. Bu alışveriş merkezinin, bu arazinin ve maaşlarınızı ödeyen şirketin sahibidir.”

Yüzler soldu.

Alay ettikleri adam fakir değildi.

Her şey ona aitti.


SONUÇLAR

Gülendam dizlerinin üzerine çöktü, ağlayarak:
“Özür dilerim! Bilmiyordum! Sizi sadece bir işçi sandım!”

“Bugün işçiydim,” dedi Hasan sakin bir şekilde.
“Dar gelirli aileler için yapılan bir hastane projesini denetliyordum. Kirliyim çünkü çalışıyorum.”

Sonra Murat Bey’e baktı.
“Sen mağaza müdürüsün. Ama kızımın doğum gününde aşağılanmasına izin verdin.”

“Ne olur efendim, bizi affedin!” diye yalvardı Murat Bey.

“Şansınız vardı,” dedi Hasan.
“Saygılı konuştum. Parayı gösterdim. Ama siz kibri seçtiniz.”

Erdem’e döndü.
“Bu mağazayı kapat. Bayiliklerini iptal et. Hepsini işten çıkar. İnsanları dış görünüşüne göre yargılayan çalışanlara tahammülüm yok.”

“Emredersiniz Sayın Başkan,” diye yanıtladı Erdem hemen.

Hasan raftan pembe bebeği aldı ve Elif’e verdi.

“İhtiyacımız olan tek şey bu,” dedi.

Baba ve kız mağazadan çıkarken, içeridekiler donup kalmıştı.

Arkalarında ise iki kişi, hayatları boyunca unutamayacakları bir ders aldı: