Boşanmanın ardından çocuğunu sakladım

ghgjghjgh

Emir’in çenesi hafifçe gerildi.

“Onun için burada olmana minnettarım,” dedim. “O, yanında duran bir babayı hak ediyor.”

“Ya sen?” diye sordu yumuşak bir sesle.

Derin bir nefes aldım.

“Ben huzuru hak ediyorum.”

İşte o an anladı.

Öfkeyle değil.
Dirençle değil.

Kabullenişle.

Başını bir kez salladı. Yavaşça.

“Geri dönmeyeceksin,” dedi — soru sormadan.

“Hayır,” diye cevap verdim sakin bir şekilde. “Dönmeyeceğim.”

Gözlerinde yaş vardı — abartılı değil, çaresiz değil. Sadece sessiz bir pişmanlık.

“Keşke senin için daha önce savaşsaydım,” dedi.

“Ben de,” diye karşılık verdim.

Ama keşkeler geçmişi yeniden yazmaz.

Zamanla sağlam bir düzen kurduk.

Aşk değil.

Yarım kalmış bir gerilim değil.

Sınırlar.

Emir iyi bir baba oldu — istikrarlı, sabırlı, gerçekten orada olan biri. Yakınlarda küçük bir eve taşındı. Ebeveynliği egosuz paylaştı. Özellikle annesi yeniden araya girmeye çalıştığında, sesini yükseltmeyi öğrendi.

Peki ya ben?

Okula geri döndüm.

Bir zamanlar evlilik için yarım bıraktığım üniversite eğitimimi tamamladım. Kariyerimi yavaş yavaş yeniden inşa ettim. Komşulardan saklanmayı bıraktım. İnsanlar soru sorduğunda küçülmeyi bıraktım.

Akrabalar bana acıyarak baktığında artık kendimi küçük hissetmiyordum.

Çünkü artık boşanmış kadın değildim.

Ben bir anneydim.
Bağımsızdım.
Terk edilmiş değildim — kendimi seçmiştim.

Bir öğleden sonra, oğlumuz neredeyse iki yaşına geldiğinde ilk adımlarını attı.
Babasıyla benim aramda sendeleyerek yürüdü, kahkahalar atarak.

Emir oturma odasının karşısından bana gülümsedi.

Bir koca gibi değil.
Kaybedilmiş bir aşk gibi değil.

Bir zamanlar olduğumuz insanlardan daha fazlasına dönüştüğümüzü anlayan biri gibi.

O gece oğlumu uyutmak için sallarken, içimde sessiz ama güçlü bir farkındalık belirdi:

Doğum odasında başlayan o bölüm, yeniden alevlenen bir aşk hikâyesi değildi.

Bir döngünün kırılışıydı.

Emir annesinin gölgesinden kurtuldu.

Ben ise birinin beni savunmasını bekleyen halimden özgürleştim.

Dramatik bir kavuşma yaşamadık.

Bir evliliği yeniden kurmadık.

Onun yerine daha sağlıklı bir şey inşa ettik.

Hatalarıyla yüzleşen iki yetişkin.
Sessizliğin ceza olarak kullanılmadığı bir evde büyüyen bir çocuk.
Ve yalnız kalmaktan artık korkmayan bir kadın.

İstanbul’da insanlar artık bana acıyarak bakmıyordu.

Bakmaya devam etseler bile…

Artık umurumda olmazdı.

Çünkü bu kez ben terk edilmiş bir eş değildim.

Ateşin içinden yürüyen, küllerin arasında doğum yapan ve kendini seçen bir kadındım — özür dilemeden.

Ve benim için

gerçek mutlu son buydu.