Çocuk sadece makinelerle hayatta tutuluyordu.

Yapay

Anne artık uyumuyordu.
Gece gündüz çocuğun başucundan ayrılmıyor, küçücük elini nazikçe avuçlarının içinde tutuyordu. Baba ise sessizliğe gömülmüştü; sanki içini kemiren düşünceleri dile getirirse her şey daha da ağırlaşacakmış gibi korkuyordu. Genelde sakin ve kontrollü olan doktorlar bile gözlerini kaçırmaya başlamıştı. Umut sanki tamamen tükenmişti.

Ama vazgeçmeyen biri vardı.

Çocuğun köpeği…
Bir Alman Kurdu: Karabaş.

Her gün Karabaş hastanenin önünde bekliyordu. Anne ve baba girip çıkıyor, ama Karabaş kapının önünden ayrılmıyordu. Sabırla oturuyor, ara sıra hafifçe inliyordu; sanki içeri girebilmek için yalvarıyordu.

Hayvanların yoğun bakıma girmesi yasaktı.
Ama bir gün bir hemşire, Karabaş’ın başını soğuk zemine dayayıp yorgunluktan gözlerini kapattığını fark edince, doktora sessizce şöyle dedi:

“O da acı çekiyor… En azından vedalaşmalarına izin verelim.”

Karabaş nihayet odaya alındığında anne irkildi; doktorların bunu kabul etmesini hiç beklemiyordu. Köpek yatağa doğru ağır adımlarla ilerledi, arka ayakları üzerine kalktı, ön patilerini nazikçe yatağın kenarına koydu ve çocuğa doğru eğildi.
Havlamadı.
İnlemedi.
Sadece ona baktı.

Sonra Karabaş, çocuğun başını usulca yaladı; sanki sıcaklığını onunla paylaşmak ister gibiydi. Patilerini hafifçe çocuğun göğsüne bastırdı; Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz..