Engelli Doğacak Diye Karnımdayken Bizi Terk Eden Kocam

1 114

Ergenlik Çağındaki Oğlum Sınıf Arkadaşı İçin Gitarını Gizlice Sattı! Ertesi Sabah Kapımıza Dayanan Polislerin Söyledikleriyle Kanım Dondu…

On üç yaşındaki oğlum Ferhat gitar çalmayı çok seviyordu. Bir keresinde doğum günü için ona oldukça pahalı bir gitar hediye etmiştik; özel üretim değildi ama kesinlikle ucuz da sayılmazdı.

Birkaç gün önce kirli çamaşırlarını toplamak için odasına girdiğimde gitarın her zamanki yerinde olmadığını fark ettim.

Ferhat’a gitarı nerede bıraktığını sorduğumda gözlerini yere indirdi ve usulca, “Anne, sana haber vermediğim için çok özür dilerim ama onu sattım,” dedi.

Olduğum yerde buz kestim.

Ama o sözlerine devam etti: “Selma’nın tekerlekli sandalyesi artık çok eskiydi. Tekerlekleri zar zor dönüyordu. Okulda hareket etmesi onun için bir işkenceye dönüşmüştü ve ailesinin yenisini alacak durumu yoktu…”

Selma onun sınıf arkadaşı. Ne yazık ki çocukluğunda geçirdiği talihsiz bir kaza sonucu felç kalmış. Onu tanıyorum, gerçekten harika bir kız ama ailesinin maddi olarak bu kadar zor durumda olduğunu hiç bilmiyordum.

Ferhat’a sımsıkı sarıldım. Dürüst olmak gerekirse o an oğlumun bu kocaman kalbiyle büyük bir gurur duymuştum ama ona gelecekte böyle adımlar atmadan önce mutlaka bana danışması gerektiğini de tembihledim.

Daha dün, Ferhat o yepyeni tekerlekli sandalyeyi Selma’ya hediye etti. Selma manzarayı gördüğünde o kadar şaşırmıştı ki sevinçten gözyaşlarına boğuldu. Onun adına gerçekten çok mutlu olmuştum.

Fakat her şey ertesi sabahın erken saatlerinde kapımızın şiddetle çalınmasıyla altüst oldu.

Kapıyı açtığımda karşımda duran iki polis memurunu gördüm.

Kanım damarlarımda dondu.

İçlerinden biri sert bir ifadeyle sordu: “Hanımefendi, Ferhat’ın annesi misiniz?”

Sadece başımı sallayabildim. Tam o sırada Ferhat odasından koşarak çıktı ve polisleri gördüğünde olduğu yere çivilenip kaldı.

Memur bana dönerek devam etti: “Hanımefendi, oğlunuzun ne işler çevirdiğinin farkında mısınız? Lütfen oğlunuzla birlikte hemen bizimle dışarı çıkın.”

Dizlerimin bağı çözülürken titreyen bir sesle bağırabildim:

“NE İÇİN? NELER OLUYOR BURADA?”

Polis memuru soruma cevap vermedi, sadece yüzündeki o sert ve tavizsiz ifadeyi koruyarak eliyle dışarıyı işaret etti. Sabahın o soğuk ayazında, üzerimde sadece ince bir sabahlık varken titreyerek verandaya adım attım. Ferhat ise hemen arkamdaydı; küçücük elleriyle hırkamın ucuna sıkıca tutunmuştu. Çocuğumun nefes alışverişinin bile korkudan hızlandığını hissedebiliyordum.

Sokağa baktığımda manzara daha da ürkütücüydü. Sadece kapımızdaki iki memur değil, sokağın başını ve sonunu tutmuş iki resmi polis aracı daha vardı. Araçların tepe lambaları sabahın o gri sessizliğini mavi ve kırmızı ışıklarla delip geçiyordu. Komşularımızın birkaçı perdelerini aralamış, olan biteni anlamaya çalışıyordu. Zihnimde binlerce felaket senaryosu dönmeye başladı. Ferhat gitarı kime satmıştı? Çalıntı mal mı almıştı? Sandalyeyi alırken dolandırılmış mıydı?

“Lütfen memur bey,” diye yalvardım sesim titreyerek. “Oğlum sadece felçli bir arkadaşına yardım etmek istedi. O gitar bizim kendi malımızdı, faturası bile duruyor. O hiçbir suç işlemedi!”

Öndeki memur telsizinden gelen cızırtılı bir anonsu dinledikten sonra başını salladı ve hafifçe yana çekildi. “Bunu bize değil, şikayetçiye anlatmanız gerekecek hanımefendi. Kendisi bizzat buraya gelmek istedi.”

Sokağın köşesinde rölantide bekleyen, camları tamamen siyah filmli geniş bir sivil araç yavaşça hareket etti ve tam evimizin önünde, resmi polis araçlarının arasında durdu. Kapı açılırken kalbimin duracağını hissettim. Bizi şikayet eden bu güçlü kişi kimdi? Ferhat’ı benden alacaklar mıydı? Çocuğumu korumak için ne gerekiyorsa yapmaya, gerekirse onun yerine hapse girmeye bile hazırdım.

Ancak aracın arka kapısı açılıp da o kişi dışarı adım attığında, dizlerimin bağı tamamen çözüldü ve şaşkınlıktan elimi ağzıma götürdüm.

Kapısında beliren kişi, benim yeni eşim Kemal’di.

Kemal’le evleneli henüz sekiz ay olmuştu. Hayatıma ve Ferhat’ın hayatına bir güneş gibi doğmuştu. Yıllarca süren zorlu ve yalnız bir annelik serüveninden sonra, Kemal’in o sakin, güven veren ve merhametli varlığı ikimize de ilaç gibi gelmişti. Kendisi şehrin Emniyet Müdürlüğü’nde görevli, saygın bir başkomiserdi. Son bir haftadır çok önemli bir operasyon için şehir dışındaydı ve bu sabah dönmesini beklemiyordum bile. Dahası, o satılan gitarın Ferhat için çok büyük ve derin bir anlamı vardı: O gitar, Kemal’in Ferhat’a düğünümüzde verdiği, “Artık bir aileyiz” mesajı taşıyan çok özel bir hediyeydi. Ferhat onu satarken bana, “Kemal abim kızar mı sence anne? Onu ne kadar sevdiğimi biliyor ama Selma’nın o haline dayanamadım,” demişti…devamını okumak için diğer sayafaya gecebilriisniz.