Evet boşanıyorum çünkü evlendigimden bugüne kadar

22222

“Tam o sırada salonda hepsi kahkahalarla gülüyorlardı, sinirim bozuldu.”
Gülüşmeler bana ait olmayan bir eğlencenin sesi gibiydi. Sanki ben evin bir köşesinde görünmez olmam gereken bir eşyaydım. Elimde tepsiyle kapının eşiğinde durdum, içeri girmek istemedim. İçimden bir ses “artık yeter” diyordu. O odalara bir daha hizmet etmek istemiyordum.

Tepsiyi mutfağa bıraktım. Tam arkamı dönecekken abisi arkamdan seslendi. Tonu küçümseyiciydi, yüzüme bakarak konuşmuyordu bile. “Ne oldu, küstün mü?” dedi alayla. O an içimde biriken her şey dilime dolandı. İlk defa sesimi yükselttim. Bana bu şekilde konuşamayacağını söyledim. Evimde, kendi evimde bu muameleyi kabul etmeyeceğimi haykırdım.

Abisi yerinden kalktı, üzerime doğru bir adım attı. Sözleri sertleşti, ortam bir anda gerildi. O gülüşmeler kesildi ama yerini buz gibi bir sessizlik aldı. Kocama baktım; tek bir kelime etmedi. Ne beni savundu ne de durumu yatıştırmaya çalıştı. İşte o an kalbim kırıldı. Sadece abisiyle değil, onun suskunluğuyla da kavga ediyordum.

Dayanamayıp kocama döndüm. “Bu evde ben senin neyim?” diye sordum. Gözlerime bakmadan, sinirli bir şekilde “abartıyorsun” dedi. Abartmıyordum. Yıllardır biriktirdiğim kırgınlıklar o cümlede patladı. Bağırmaya başladık, seslerimiz yükseldi, kapılar çarptı. Onun için misafirlerin huzuru, benim onurumdan daha önemliydi.

O gece odama kapandım. Arkalarından ne söylediler bilmiyorum, bilmek de istemedim. Yatağın kenarında oturup saatlerce düşündüm. Bu evlilikte yalnızdım. O an anladım ki mesele tek bir gece değildi; mesele bana sürekli hissettirilen değersizlikti. İşte boşanma kararı o tartışmanın içinde değil, o yalnızlığın içinde kesinleşti.

O gece odama kapanmam uzun sürmedi. Kapıyı kilitlemiştim ama kalbim kilitlenmemişti; her ses içime işliyordu. Salondan hâlâ konuşmalar geliyordu, kısık ama rahatsız edici fısıltılar… Adımı duydum, sonra yine gülüşmeler. Yerimde duramadım. Kapıyı açıp çıktım.

Salona girdiğimde herkes bana bakıyordu. Abisi koltuğa yayılmıştı, sanki olan bitenle hiç ilgisi yokmuş gibi rahat duruyordu. Dayanamadım, doğrudan ona döndüm. Bana saygısızlık ettiğini, bu evde böyle konuşamayacağını söyledim. Sesim titriyordu ama susmuyordum. İlk defa kendimi savunuyordum.

O da boş durmadı. “Burası da kardeşimin evi” dedi, sanki ben misafirmişim gibi. İşte o an ipler koptu. Kocama baktım, yine sessizdi. Bu sessizlik beni bağırmaktan daha çok yaralıyordu. “Bir kere olsun benim yanımda dur” dedim. “Bir kere olsun bana eşin gibi davran.”

Kocam sinirle ayağa kalktı. Bana değil, duruma kızıyordu. Misafirlerin önünde tartışmak istemediğini söyledi, sanki her şeyin sebebi benmişim gibi. O an anladım ki mesele kimin haklı olduğu değil, kimin daha az sorun çıkardığıydı. Ve ben onun gözünde hep sorun olmuştum.

Arkadaşları ortamı toparlamaya çalıştı, konuyu değiştirdiler ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. O gece herkes erkenden dağıldı. Ev sessizleştiğinde bu sessizlik huzur vermedi, daha da ağırlaştı. Mutfakta karşı karşıya geldik. Bana bağırmadı, ama söyledikleri bağırmaktan daha acıydı. “Böyle davranacaksan zor olur” dedi. Zor olan zaten buydu.

Sabaha kadar konuşmadık. Aynı evde iki yabancı gibiydik. Ertesi gün annesine gitti, ben evde kaldım. Günler böyle geçti; araya girenler oldu, “idare et” diyenler oldu. Ama kimse bana ne hissettiğimi sormadı. Herkes evliliği kurtarmaya çalışıyordu, beni değil.

İşte o günlerde fark ettim: Henüz boşanmamıştık ama çoktan kopmuştuk. Aynı çatı altındaydık ama aynı tarafta değildik. Bu durum beni içten içe tüketiyordu ve bir şey yapmam gerektiğini biliyordum, sadece cesaretimi toplamaya çalışıyordum.