felçli kocamın bir yabancıyla güldüğünü tesadüfen duydum

Fark etmediğim şey, fedakârlığın bir insanı ne kadar sessizce aşındırabildiğiydi.
Yıllar, tekrarların içinde birbirine karıştı. Şafak sökmeden çalan alarmlar. Buzdolabına bantlanmış ilaç çizelgeleri. Hiçbir yere varmayan sigorta görüşmeleri. Beni çağırdığını duyabilmek için kanepede uyumak. Kendime zarar vermeden nasıl kaldıracağımı, yorgunluğun içinden gülümsemeyi, yabancılar gücümü överken içimde biriken öfkeyi nasıl yutacağımı öğrendim.
Bir salı günü—diğerlerinden ayırt edilemeyen onca günden biri—alarmım dört buçukta çaldı. Şehir karanlıktı, soğuktu ve sessizliği her düşünceyi büyütüyordu. Gurur için değil, işe yarasın diye giyindim ve günün yapılacaklarını zihnimde sıraladım.
Levent, hastanenin yakınındaki bir fırından hamur işi canı çektiğini söylemişti. Hastane yemeklerinin ona bir yük gibi hissettirdiğini dile getiriyordu. Ben de kendimi, sıcak ve tanıdık bir şeyin ona iyi gelebileceğine inandırdım.
Fırına girdiğimde içeri ışık doluydu. Tereyağı ve şeker kokusu havayı kaplamıştı; bir an için kendimi, sevdiği biri için kahvaltı alan sıradan bir kadınmışım gibi kandırdım.
Kasadaki kadın gülümsedi.
“Ne alırsınız?”
“İki tarçınlı çörek, sade hamur işlerinden bir kutu ve sade bir kahve,” dedim.
Özenle ödedim ve hastaneye doğru yola çıktım. Poşet, yan koltukta duruyordu; Levent’in vereceği tepkiyi hayal ediyordum.
İçeri girer girmez antiseptiğin o tanıdık, keskin kokusu karşıma çıktı. Bir gönüllü, Levent’in başka bir hasta ile avluda olduğunu söyledi. Cam kapılara doğru yöneldim; saçımı düzelttim, daha az yıpranmış görünmeye çalıştım.
Sonra onu duydum.
“İnsan alışıyor,” dedi Levent. “Herkes bunu trajedi sanıyor ama açıkçası avantajları var.”
Yanındaki adam güldü.
“Eşin her şeyi yapıyor. Bu seni rahatsız etmiyor mu?”
“Niye etsin ki?” diye rahatça cevap verdi Levent. “Meryem güvenilirdir. Gitmez. Gidecek başka bir yeri yok.”
Görünmeyecek bir noktada durdum, nefesim göğsümde kilitlendi.
“İyi kârlı çıkmışsın,” dedi adam.
“Öyle,” dedi Levent. “Tam bakım, sıfır maliyet. Ne bakım evi masrafı, ne fatura. Onu yerinde tutan tek şey sabır ve umut.”
“Peki ya miras?” diye sordu adam.
Sesini biraz alçalttı—ama yeterince değil:
“O iş oğlum ve kız kardeşim için güvence altında. Kan, kandır. Meryem sadakatin kalıcılık getirdiğini sanıyor.”
Birlikte güldüler.
Elimdeki hamur işi poşeti bir anda mide bulandırıcı geldi. Aşk sandığım şey kolaylığa dönüşmüştü. Gönüllü verdiklerim, kontrole çevrilmişti.
Onunla yüzleşmedim. Ağlamadım. Arkama döndüm ve poşeti çıkıştaki çöp kutusuna attım.
Arabaya yürürken içimde bir şey yerine oturdu. Öfke yanıyordu—ama altında berraklık vardı. Tepki vermek bana her şeyi kaybettirirdi. Beklemek ise hayatımı geri verecekti.
Dakikalar sonra Levent mesaj attı; aç olduğunu söylüyor, nerede olduğumu soruyordu. Sakince arabamın bozulduğunu ve gecikeceğimi yazdım.
Eve dönmek yerine ilçe kütüphanesine gittim. Rafların arasında oturdum, dizüstü bilgisayarımı açtım ve ellerimin yıllar sonra ilk kez titremediğini fark ettim.
Sonraki haftalarda son derece dikkatliydim. Levent’e bakmaya devam ettim. Rutini sürdürdüm. Onun beklediği rolü oynamayı sürdürdüm—ama sessizce kanıt topladım. Mali kayıtlar. Hukuki belgeler. Beni dışlayan sigorta poliçeleri. Yasal olarak kaydedilmiş konuşmalar. Titiz notlar.
Eski bir iş arkadaşımı aradım, Nalan Gürsoy. Sözümü kesmeden dinledi, sonra duygudan çok stratejiyle tanınan bir avukatın adını verdi. Selin Yıldız teselli sunmadı. Bir plan sundu.
Levent neler olduğunu anladığında, her şey bitmişti. Hesaplar dondurulmuştu. Evraklar verilmişti. Hikâye yeniden yazılmıştı—terk edilişten sömürüye.
Bana zalim dedi. Ailesi sadakatsiz olduğumu söyledi. Hiçbiri önemli değildi.
Taşındığım gün drama yoktu—sadece rahatlama vardı. Arkamdan kapanan kapı bir son değildi. Özgürlüktü.
Aylar sonra, Levent yeniden hastaneye yatırıldığında hastane beni aradı. İlgilenmeyi reddettim. Bakımı artık onun seçtiği insanlara aitti.
Bugün, Nalan’la birlikte açtığımız aydınlık bir kafede oturuyorum. Sakin saatlerde yazıyor, gelip geçen yabancıları izliyorum; artık ne korktuğum ne de kıskandığım hayatlar taşıyorlar.
Artık başkasını ayakta tutan bir gölge değilim.
Ben bir bütünüm.
Ve insan onurunu geri aldığında, kalmak için kimseden izin istemez.

Son yorumlar