Huzurevinin sessizliğinde beni terk ettikten sonra

Avukat dosyadan bir kâğıt çıkardı. “Size bırakılan tek şey, bu zarftaki paradır. Ve banknotların üzerine yazılmış kişisel mesaj.”
Ali titredi. “Ama… ama Nermin hasta… ameliyat…”
O an içimde bir şey kırılmadı. Çünkü zaten çok önce kırılmıştı.
“Nermin’in gerçekten hasta olup olmadığını,” dedim, “hiçbir zaman bilmiyorum. Ama şunu biliyorum Ali: Eğer gerçekten sevseydin, beni satmazdın.”
Sessizlik çöktü. Uzun, ağır bir sessizlik.
Ali yavaşça ayağa kalktı. Bana bakmadan kapıya yöneldi. Elinde hâlâ o buruşmuş banknot vardı.
Kapıdan çıkmadan önce durdu. “Bir gün pişman olacaksın,” dedi.
Gülümsedim. Bu kez gerçekten.
“Hayır,” dedim. “Ben pişmanlığımı yıllar önce yaşadım. Şimdi sadece huzurum var.”
Kapı kapandı.
O günden sonra Ali bir daha gelmedi.
Ama ben her sabah aynı pencereden güneşi izliyorum. Bu huzurevinde artık yeni perdeler var. Yeni yataklar. Yeni umutlar. Bazı yaşlılar ilk kez ücretsiz tedavi görüyor. Bazıları ilk kez birinin elini tutarak uyuyor.
Bazen çocuklar geliyor. Okullardan, gönüllü olarak. Bana “Nine” diyorlar. Hikâyemi bilmiyorlar. Bilmek zorunda da değiller.
Ben artık sadece şunu biliyorum:
Kan bağı her zaman aile yapmaz.
Para sevgiyi satın almaz.
Ve bazen insan, her şeyini kaybettiğinde aslında kendini bulur.
Avucumda hâlâ bir banknot saklıyorum. Üzerinde yazı yok. Çünkü bazı dersler artık yazıya ihtiyaç duymaz.
Ve ben, ilk kez gerçekten zenginim.

Son yorumlar