Karım 18 Yıl Önce Beni ve Kör İkizlerimi Terk Etmişti

fgfgf

Beynimden aşağı kaynar sular döküldü. “Sen bir canavarsın!” diye kükredim, öfkeden titriyordum. “Onlar senin reyting malzemen değil! Yıllarca o çocukların ateşleri çıktığında başlarında sabahlayan bendim! Onlara karanlıkta yürümeyi, hissetmeyi öğreten bendim!”

“Kes sesini Murat!” diye tısladı Aylin. “Sen onlara sadece yoksulluk verdin. Ben onlara dünyaları veriyorum! Seçim onların.”

Odaya ölümcül bir sessizlik çöktü. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. On sekiz yıldır gözümden sakındığım, saçlarının teline kıyamadığım kızlarım, acaba bu lüksün, ışıklı hayatın ve gözlerinin açılması umudunun cazibesine kapılıp gidecekler miydi?

Elif, ellerini yavaşça o pahalı, ipek elbiselerin üzerinden çekti. Yüzünde, benim yıllarca ilmek ilmek işlediğim o asil duruş vardı. Zeynep ise ablasının elini sımsıkı tuttu.

“Biliyor musun,” dedi Elif, sesi o kadar sakin, o kadar olgundu ki Aylin’in o yapay sesini anında ezip geçmişti. “Gözlerimiz görmüyor olabilir ama biz bu dünyadaki çoğu insandan çok daha net görebiliyoruz. Mesela şu an önümüze koyduğun bu elbiseler… İpek olabilirler, çok pahalı olabilirler. Ama ruhları yok, tıpkı senin gibi buz gibiler.”

Aylin’in yüzündeki o sinsi gülümseme aniden silindi. “Ne saçmalıyorsun sen?” diye kekeledi.

Zeynep lafa girdi: “Babam bize o artan kumaşlardan elbiseler dikerken her dikişine sevgisini, gözyaşlarını kattı. Biz o derme çatma elbiselerin içinde dünyanın en zengin, en sevilen çocuklarıydık. Bize şimdi dünyaları vaat ediyorsun ama bizden asıl dünyamızı, babamızı çalmak istiyorsun. Bizim gözlerimizi açacak doktorlar, o paha biçilemez sevgiyi geri veremez.”

Elif, masanın üzerindeki o deste deste paraları ve tasarım kıyafetleri elleriyle Aylin’e doğru itti. “Biz karanlığa alışkınız. Ama senin ruhundaki karanlık, bizim dünyamızdan çok daha korkutucu. Babamız bizim hem gözümüz, hem ışığımız oldu. Şimdi o sahte hayatını ve paralarını al, kapıdan çık ve bizi tıpkı 18 yıl önce yaptığın gibi terk et. Çünkü bizim bir annemiz yok, sadece aslanlar gibi bir babamız var!”

Aylin şok içindeydi. Kibri, parası ve o devasa egosu, iki kör kızın saf ve dürüst sevgisi karşısında yerle bir olmuştu. Çığlık atarak, küfürler savurarak elbiselerini ve paralarını topladı. “Zaten sizin gibi sakatlara kalmadım!” diye acımasızca bağırarak kapıyı çarpıp çıktı.

O iğrenç kadın gittiğinde, gözyaşları içinde dizlerimin üzerine çöktüm. Kızlarım yanıma gelip o masum kollarıyla boynuma sımsıkı sarıldılar. O an anladım ki; on sekiz yıl boyunca o uykusuz gecelerde, o çaresiz anlarda ektiğim sevgi tohumları kök salmış, yıkılmaz bir çınara dönüşmüştü.

Birkaç ay sonra, kızlarımın kendi elleriyle diktiği o elbiseleri internette paylaştım. Beklemediğimiz bir şekilde hikâyemiz ve o muazzam elbiseler büyük bir yankı uyandırdı. Dünyanın her yerinden siparişler yağmaya başladı. Aylin’in o iğrenç teklifini ellerinin tersiyle iten o iki kız, şimdi kendi markalarını kurmuş, gözleriyle değil kalpleriyle gören birer mucize tasarımcı olmuşlardı. Kötülük kendi sahte dünyasında yitip giderken, biz o derme çatma evimizde sevgiyle büyüttüğümüz, paha biçilemez gerçek servetimizi yaşıyorduk.