Kocam bana mesaj attı İş yerinde mahsur kaldım
İHANETİN GÖLGESİNDEKİ GERÇEK
Kocam saat 19:14’te bir mesaj gönderdi: “İşte takılıp kaldım. 2. evlilik yıldönümümüz kutlu olsun bebeğim. Hafta sonu kendimi affettireceğim.” Saat 19:15’te, İstanbul’da hıncahınç dolu bir restoranda ondan sadece iki masa ötede oturuyordum; onun başka bir kadını, sanki ben hiç var olmamışım gibi öpüşünü izliyordum.
Birkaç saniye boyunca resmen buz kestim. Elim hâlâ yanımda getirdiğim küçük hediye paketine sarılıydı; bir mağaza vitrininde görüp beğendiği antika gümüş bir saatti bu. Hazırlanmak için bir saat harcamıştım. Hatta mesajındaki o uzak ve prova edilmiş hava yüzünden ona sürpriz yapmak için şehir merkezine kadar sürmüştüm. Şimdi nedenini anlıyordum.
Geçen yılbaşı ona aldığım lacivert gömleği giymişti. Kadın, bir eli kocamın çenesinde gülüyor, sanki bu ilk seferleri değilmiş gibi ona yaslanıyordu. Aralarında ne bir tereddüt ne de bir gerginlik vardı. Sadece rahatlık. Tanıdıklık. Rutin.
Sandalyemi o kadar ani bir şekilde ittim ki zeminde gürültüyle sürüklendi.
Daha iki adım atamadan yanımda bir adam belirdi. “Yapma,” dedi sakince. Öfkeyle ona döndüm. “Efendim?” Ses tonunu bozmadı. “Sakin ol. Asıl gösteri şimdi başlamak üzere.” Kırk yaşlarında görünüyordu; uzun boylu, şık giyimli ve yüzünde çok uzun süredir gerginmiş gibi bir ifade vardı. Kocamın yanındaki kadına doğru başıyla işaret etti. “Benim adım Sarp Günay,” dedi. “Kocanızın yanındaki kadın benim karım.”
Oda sanki ayaklarımın altından kaydı. “Ne?” “Bana bu gece Ankara’da olduğunu söylemişti,” diye devam etti. “Bunu altı haftadır takip ediyorum. Ortak kartımızda otel fişleri bulduktan sonra özel dedektif tuttum.” Bakışları kocama kaydı. “Kocanızın adı Erendiz Soylu, değil mi?”
Ona bakakaldım. “Bunu nereden biliyorsun?” “Çünkü bilmek istediğimden fazlasını biliyorum.” Telefonunu çıkarıp bana bir fotoğraf gösterdi; Erendiz ve o kadın, bir rezidansın önünde arabaya biniyorlardı. Alt köşede üç hafta öncesine ait bir tarih damgası parlıyordu. Sonra bir fotoğraf daha. Ve bir tane daha. Mideme öyle bir ağrı girdi ki gerçekten kusacağımı sandım. “Onlarla dışarıda yüzleşmeyi planlıyordum,” dedi Sarp. “Ama bu gece işler değişti.” “Nasıl değişti?” Beni geçip restoranın girişine doğru baktı.
Kömür grisi takım elbiseli bir kadın, iki adam eşliğinde içeri girmişti. Adamlardan biri deri bir evrak çantası taşıyordu. Diğerinin kemerinde ise bir rozet takılıydı. Sarp yavaş ve sert bir nefes verdi. “Şu gelen kadın,” dedi, “Erendiz’in çalıştığı şirketin iç denetim müfettişi.” Tekrar kocama baktım. Hâlâ o kadına, Beren’e gülümsüyordu; her şeyden bihaberdi. Sonra takım elbiseli kadın doğruca onların masasına yürüdü. Ve her şey çözülmeye başladı.
İlk başta restorandakiler neler olduğunu anlamadı. İnsanlar yemek yemeye devam etti. Garsonlar masalar arasında dolaşıyor, kadehler tokuşturuluyordu. Sonra kömür grisi takımlı kadın, Erendiz’in masasına bir dosya bıraktı ve durumu daha da ürpertici kılan sakin bir sesle konuştu: “Sayın Soylu, bir yere ayrılmayın. Şirket fonları ve yetkisiz geri ödemelerle ilgili sizinle konuşmamız gerekiyor.”
Erendiz’in yüzündeki tüm renk bir anda çekildi. Beren elini onunkinden çekti. “Sanırım masaları karıştırdınız,” dedi Erendiz, yarı ayağa kalkarak. Rozetli adam öne çıktı. “Oturun beyefendi.” Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz..


Son yorumlar