Kocam garaja girmemi yasakladı ama orada hayatı boyunca sakladığı bir sır buldum

Screenshot 3

“Ciddi gerileme başlamadan önce üç ila beş yıl.”

“Peki ya sonra?”

“Çocuklarını tanımayabilir. Hatta sizi bile.”

Benim hakkımda konuşuyorlardı.

Doktor, beklenen yıllardan söz etti: erken hafıza kaybı, yüzleri tanımada zorluk, ileri evreler… Tablolarda yazan aynı yıllar.

Kemal beni önceden resmetmişti — unutmadan önceki hâlimi korumak için.

Odaya girdim.
“Demek duvarlardaki kadın benim?”

Yıkılmış gibiydi.
“Bunu böyle öğrenmeni istemezdim.”

Beş yıldır biliyormuş: erken evre Alzheimer.

Son zamanlardaki anları düşündüm — bir odaya neden girdiğimi unutmalarım, yıllardır yaptığım bir yemeğin tarifinde zorlanmam, bir torunumun adını bir anlığına hatırlayamamam…

“Beni unutacağım güne hazırlanıyordun,” dedim.

“Eğer beni unutursan,” dedi, “ikimiz için de ben hatırlarım.”

O gece bana tüm tabloları gösterdi. İlk tanışmamız. Düğünümüz. Çocuklarımızın doğumu. Sonra geleceğe ait olanlar — dalgın, uzak, kafası karışmış hâlim.

İki bin otuz iki tarihli bir tuvalin üzerine şunu yazmıştı:

“Adımı bilmezse bile sevildiğini bilecek.”

Altına ben yazdım:

“Eğer her şeyi unutursam, umarım elimi nasıl tuttuğunu hatırlarım.”

Masrafı ne olursa olsun deneysel tedaviyi denemeye karar verdik.

Bir günlük tutmaya başladım. İsimleri, anıları, ayrıntıları yazıyorum. Geçen hafta kızımızın adını bir anlığına unuttum. Yazdım:

Elif. Kahverengi saçlı. Yumuşak bakışlı.”

Dün de şunu ekledim:

“Bir gün Kemal’i tanımazsam, bana şunu söyleyin: O senin kalbin. Altmış yıldır öyle. Zihnin unutsa bile, geriye kalan sevgiye güven.”

Hafıza silinebilir.

Ama sevginin kalmasını umuyorum.