Kocam Murat’ın kırkı henüz çıkmıştı.
Murat bir avukattı ve babasının şirketindeki usulsüzlükleri, vergi kaçakçılığını ve yıllar önce annesinin mirasını nasıl gasp ettiğini tek tek belgelemişti. “Eğer bir gün bana bir şey olursa ve babam sana dişini geçirirse, bu dosyayı aç, demişti. O dosya şimdi elimde bir kılıç gibi duruyordu. Akşam saatlerinde Selim Bey, yanında göbeğını kaşıyan Rıza ve birkaç “şahit” ile kapıda belirdi. Yüzünde küstah bir gülümseme vardı. Masaya oturduklarında, Selim Bey tapuyu masaya vurdu: “Önce imzalar atılacak, sonra yemek yenecek!” dedi.
Derin bir nefes aldım. Sakinliğim onu şaşırtmıştı. “Tapu senin üstüne olabilir Selim Bey, dedim sesimi yükselterek “Ama bu evin altındaki toprak, Murat’ın annesinin, yani senin o terk ettiğin kadının vasiyetiyle çocuklarıma ait. Üstelik senin ortak dediğin Rıza Bey ile çevirdiğin o hayali ihracat işleri Masaya Murat’ın hazırladığı dosyayı ve ses kayıt cihazını bıraktım. Selim Beyin beti benzi attı. Rıza yerinde huzursuzca kıpırdandı. “Sen ne saçmalıyorsun?” diye kekeledi Selim Bey. “Saçmalamıyorum.” dedim, her kelimenin üzerine basa basa. “Bu dosyanın bir kopyası şu an savcılıkta bekliyor. Eğer bu evden tek bir taş eksilirse, eğer çocuklarımın geleceğine el uzatırsan, o çok sevdiğin itibarınla birlikte parmaklıklar ardında yaşlanırsın. Ayrica “Durdum ve cebimden asıl bombayı çıkardım. “Murat õlmeden önce bu evi bana devretmişti Selim Bey Senin elindeki o tapu, üç yıl önce mahkeme kararıyla iptal edilen eski bir evraktan ibaret Sen bizi kandırdığını sanırken, Murat senin sahtekârlığını tescil ettirmişti. Selim Bey hırsla yerinden firladı, dosyaya uzanmaya çalıştı ama o sırada kapı çalındı İçeriye Murat’ın en yakın arkadaşı olan Avukat Kerem ve iki polis memuru girdi. Selim Bey’in yüzü bır kâğıt gibi bembeyaz oldu. “Selim Bey” dedi Kerem sert bir sesle. “Şirket kayıtlarındaki usulsüzlükler ve sahte evrak düzenlemekten hakkınızda soruşturma başlatıldı. Buyurun, merkeze kadar gidelim. Selim Bey ve Riza, geldikleri gibi kibirle değil, omuzlan çökmüş, utanç içinde evden çıkarıldılar. Mahalleli olan biteni sessizce izlerken. Selim Bey’in “Bu ev benim!” çığlıkları gecenin karanlığında sönüp gitti. Evin kapısını kapattığımda çocuklarımın yanına koştum. Elif ve Ahmet’e sarıldım. Murat’ın fotoğrafına bakıp fısıldadım: “Başardık sevgilim. Çocuklarımızı korudum” O gece anladım ki, kötülük ne kadar büyük olursa olsun, doğru bir plan ve sarsılmaz bir anne yüreği karşısında her zaman diz çökmeye mahkümdur
Kayınpederim beni sokağa atmaya çalışırken, aslında kendi kazdığı kuyuya düşmüştü. O ev artık sadece bir taş yığını değil, adaletin ve bir annenin zaferinin kalesiydi. Yetimlerimin hakkını kimseye yedirmemiş, onlara sadece bir yuva değil, onurlu bir gelecek bırakmıştım. Gelecek günler zordu belki ama artık korkmuyordum. Çünkü biliyordum ki, haksızlık karşısında eğilmeyenler, eninde sonunda güneşin doğuşunu izleyenler olurdu.

Son yorumlar