Kocamın cenazesinde tabutunu son kez onu görmek için açtığımda
Kocamın cenazesinde, tabutunu son kez onu görmek için açtığımda, ellerinin altına sıkıştırılmış buruşuk bir not buldum. 57 yaşındayım ve on dokuz yaşımdan beri ilk kez “kocam” diyebileceğim kimse yok.
Kocamın cenazesinde, tabutunu son kez görmek için eğildiğimde ellerinin altına sıkıştırılmış buruşuk bir not buldum.
57 yaşındayım ve on dokuz yaşımdan beri ilk kez “kocam” diyebileceğim kimse yok.
Otuz sekiz yıl boyunca aynı hayatı paylaştık. Büyük sürprizlerimiz olmadı ama güvenimiz vardı. En azından ben öyle sanıyordum. O sabah her zamanki gibi yürüyüşe çıktı. Bir saat sonra telefonum çaldı. Parkta yere yığılmış halde bulunmuştu. “Ani kalp krizi geçirdi” dediler. Hayatım, tek bir cümleyle ikiye bölündü.
Bundan sonra hayat arkadaşım başımda olmadan hayat çok zor geçecekti benim için fakat kendimi bir an evvel çocuklarım için toparlamam gerekiyordu.
Cenaze günü geldi. Misafirler, sevenler, akrabalar toplanmıştı. Gözyaşlarım tükenmişti artık. İnsanların fısıltıları arasında ona son kez bakmak için tabuta yaklaştım. Tam ellerine dokunacakken o buruşuk kağıt parçasını fark ettim. Kimsenin görmesini istememiş gibi parmaklarının altına sıkıştırılmıştı.
İçimde tarif edemediğim bir his vardı. Sanki o notu açtığım an, yıllardır bildiğim hayat yerle bir olacaktı.
Yalnız kaldığımda kâğıdı açtım. Yazdığı ilk cümle, ölümünden daha sarsıcıydı. Bu bir veda değil… saklanmış bir gerçeğin başlangıcıydı.
O an anladım ki kocamı sadece kaybetmemiştim. Onu aslında hiç tam olarak tanımamıştım.
Ve o not beni, geri dönüşü olmayan bir kararın eşiğine getirdi.
Gerçeğin tamamı sandığımdan çok daha karanlıktı.
Notta şöyle yazıyordu:
“Eğer bunu okuyorsan, zamanım kalmamış demektir. Sana anlatamadığım bir şey var. Yıllardır sakladığım bir şey. Seni korumak için sustum.”
Ellerim titremeye başladı. Devamını okudum.
“Ölümüm göründüğü gibi olmayabilir. Çalıştığım son projeyi hatırlıyor musun? Sana hep ‘önemsiz bir danışmanlık işi’ demiştim. Değildi. Yanlış insanların yanlış işlerine şahit oldum. Konuşmamı istemiyorlar. Eğer bana bir şey olursa, evdeki eski sandığın içindeki dosyayı bul.”
Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu. Cenaze evinin uğultusu kulaklarımda çınlarken ben bambaşka bir dünyanın içine düşmüştüm. “Ölümüm göründüğü gibi olmayabilir.” Bu cümle beynimde yankılanıp durdu.
Eve döner dönmez kimseye bir şey söylemeden yatak odasına geçtim. Gardırobun üst rafındaki eski ahşap sandığı indirdim. İçinde yıllardır açmadığımız fotoğraf albümleri, birkaç mektup ve en altta siyah bir dosya vardı.
Dosyayı açtığımda içinden banka dekontları, isim listeleri ve bazı yazışmalar çıktı. Kocamın adını taşıyan resmi belgeler değildi ama imzası olan notlar vardı. Bir de küçük bir USB bellek.
Tereddüt ettim. Ama artık geri dönüş yoktu.
USB’yi bilgisayara taktığımda ekranda klasörler belirdi. Ses kayıtları… taranmış belgeler… gizli görüşmeler… Bir kaydı açtım.
Kocamın sesi.
“Söylediklerinizi kabul etmiyorum. Bu yapılan açıkça suç. Beni tehdit edemezsiniz.”
Ardından başka bir erkek sesi duyuldu. Soğuk ve kararlı:
“Ailen var. Düşün.”
Ellerim buz kesmişti. Yıllardır aynı evde yaşadığım adam, bilmediğim bir savaşın içindeymiş. Bana tek kelime etmemişti. Onu güçlü, sakin, sıradan bir adam sanmıştım. Oysa karanlık bir yapının tam ortasında durmuş.
O an bir şeyi fark ettim. Ölümü gerçekten kalp krizi miydi?
Tam bunu düşünürken telefonum çaldı. Numara gizliydi.
Açtım.
“Dosyayı buldunuz,” dedi tanımadığım bir erkek sesi. “Onu rahat bırakmalıydınız. Bu iş burada kapanmalı.”
Nefesim kesildi ama sesimi titretmemeye çalıştım. “Geç kaldınız,” dedim. “Her şey güvende.”
Blöf yapıyordum. Ama korkunun yerini öfke almıştı. Otuz sekiz yıl boyunca bana güvenli bir hayat sunmaya çalışan adam, aslında beni korumak için susmuştu. Şimdi susma sırası bende değildi.
Ertesi sabah belgelerin kopyalarını çıkarıp bir avukata gittim. O da dosyayı savcılığa iletti. Süreç başladı. Haftalar içinde bazı şirket isimleri haberlerde geçmeye başladı. Gözaltılar, soruşturmalar, eski dosyaların yeniden açılması…
En çarpıcı olanı ise parkın güvenlik kamerası kayıtlarıydı. Kocamın yürüyüş yaptığı sabah, yanına yaklaşan bir adam görülüyordu. Dakikalar sonra kocam yere yığılıyordu.
Resmî rapor hâlâ “kalp krizi” diyordu. Ama artık ben gerçeği biliyordum devamı icin diğer sayfaya gecebilirisiniz..


Son yorumlar