Kocamla evlendiğimde Onur altı yaşındaydı

hgjghjhk

Müzik başladı. Salon ayağa kalktı. Kapılar açıldı.

Onur koridorun sonunda belirdi. Takım elbisesi içinde dimdik, sakin, olgun bir adamdı. Gözleri kalabalığı taradı. Gülümseyerek birkaç kişiye başıyla selam verdi.

Sonra bakışları beni buldu.

Arka sırada.

Yüzündeki ifade bir anda değişti. Kaşları hafifçe çatıldı. Gözleri önce şaşkınlıkla, sonra anlamayla doldu. Ön sıraya baktı. Orada Elif’in annesi ve babası oturuyordu. Yanlarındaki boş sandalyeler dikkat çekiyordu.

Onur yürümeye başladı. Ama nikâh memuruna doğru değil.

Herkes fısıldaşmaya başladı.

O, ağır ama kararlı adımlarla arka sıralara doğru ilerledi. Yanıma geldi. Elimi tuttu. O an ellerinin hâlâ çocukkenki gibi sıcak olduğunu fark ettim.

“Anne,” dedi yüksek sesle.

Salon bir anda sessizleşti.

Evet. “Anne” demişti.

“Ben bugün buradaysam, bu takım elbisenin içindeysem, dimdik durabiliyorsam… bu kadın sayesinde.”

Elimi daha sıkı tuttu.

“Benim bir biyolojik annem vardı. Onu küçük yaşta kaybettim. Ama hayat bana bir anne daha verdi. O da hiçbir yere gitmedi.”

Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Ama bu kez acıdan değil.

Onur organizasyon sorumlusuna döndü. “Ön sıradaki boş sandalyelerden biri annem için ayrılmış olmalıydı. Küçük bir karışıklık olmuş sanırım.”

Salonda hafif bir alkış yükseldi. Sonra alkış büyüdü.

Elif’in yüzündeki ifade donmuştu. Ama artık hiçbir önemi yoktu.

Onur beni koluma girerek ön sıraya götürdü. Oturmadan önce eğilip kulağıma fısıldadı:

“Beni büyüten kadını kimse arka sıraya koyamaz.”

Nikâh kıyıldı. Alkışlar yükseldi. Ama benim için asıl an, o koridorda yaşanmıştı.

Tören sonrası Onur küçük kutuyu fark etti. Açtı. Kol düğmelerini gördüğünde gözleri doldu.

“Bunları bugün takmalıydım,” dedi.

“Zaten taşıyorsun,” dedim. “Yıllardır.”

O gün şunu anladım: Gerçek annelik doğurmakla başlamaz. Vazgeçmemekle başlar. Bir çocuğun hayatında kalmayı seçmekle büyür.

Ve bazen bir düğünde, arka sıradan ön sıraya yürüyen sadece bir kadın değildir.

Hak ettiği yer de onunla birlikte yürür.