Milyarder Adam Demir Kapılarında Yalvaran Bir Kızı Görmezden Gelmek Üzereydi
Milyarder Adam Demir Kapılarında Yalvaran Bir Kızı Görmezden Gelmek Üzereydi… Ta ki Boynundaki İz Ona Kayıp Bir Aileyi Hatırlatana Kadar
“Efendim… Hizmetçiye mi ihtiyacınız var?”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Temizlik yaparım, çamaşır yıkarım, yemek yaparım… her şeyi yapabilirim. Lütfen… küçük kız kardeşim dünden beri bir şey yemedi.”
Bu sözler, İstanbul’un kenar semtlerinden birinde yükselen büyük bir malikanenin ağır demir kapılarının önünde yankılandı. Siyah aracına binmek üzere olan Murat Karaaslan, bu sesi tam arkasını döndüğü anda duydu. Güvenlik çoktan harekete geçmişti; bu tür sahnelere alışkındılar.
Murat Karaaslan, böyle sesleri duymamayı öğrenmişti.
Otuz beş yıl boyunca insanlar ona yaklaştı. Kimi borcunu anlatmak istedi, kimi bir iş, kimi ikinci bir şans… Kimileri de sadece para. Murat hepsini duraksamadan geçip gitmeyi öğrenmişti.
Onun dünyasında durmak, zayıflıktı.
Ama bu ses…
Bu ses farklıydı.
Israrcı değildi.
Bağırmıyordu.
Yalvarışı bile sanki utanarak yapılıyordu.
Kırılabilir gibiydi.
Murat durdu.
Yavaşça arkasını döndü.
Kapının birkaç adım ötesinde, henüz on yedi–on sekiz yaşlarında görünen, fazlasıyla zayıf bir kız duruyordu. Üzerindeki büyük ceket omuzlarından düşüyordu; belli ki ona ait değildi. Ayakkabıları çamurluydu. Saçlarını aceleyle arkadan toplamıştı ama yüzündeki yorgunluk gizlenemiyordu.
Ve sırtında…
Bir bebek vardı.
Ne kalın bir mont, ne yeni bir battaniye…
Sadece eski, solmuş bir örtüye sıkıca sarılmıştı. Bebek sessizdi. Fazla sessiz. Murat, onun sığ nefes alışlarını fark ettiğinde içi huzursuzlukla doldu.
Güvenlik tetikteydi.
İşte bu yüzden bu kapılar vardı.
Murat’ın bakışları aşağı indi.
Ve o an… her şey değişti.
Kızın çenesinin hemen altında, ceketin yakasıyla yarı gizlenmiş solgun, hilal biçiminde bir iz vardı.
Murat’ın nefesi kesildi.
Bu izi tanıyordu.
Yıllar önce…
Aynı iz, aynı yerde, başka bir bedende vardı.
Bir hastane koridoru.
Beyaz ışıklar.
Ve geç kalınmış bir “keşke”.
“Adın ne?” diye sordu, sesi farkında olmadan yumuşamıştı.
Kız başını kaldırdı.
“Elif,” dedi. “Kardeşim Zeynep.”
Murat çömeldi. Yıllardır kimsenin seviyesine inmemişti.
“Boynundaki iz… nasıl oldu?”
Elif refleksle boynuna dokundu. Gözlerini kaçırdı.
“Önemli değil,” dedi. “Biz alışığız.”
İşte o an Murat anladı.
Bu sadece açlık değildi.
Bu sadece iş arayan bir çocuk değildi.
Bu, dağılmış bir aileydi.
Ve paranın asla dolduramayacağı bir boşluktu.
Ayağa kalktı, güvenliğe baktı.
“Kapıyı açın,” dedi. “Arabayı geri çekin.”
Elif şaşkındı. Adamla beraber içeri girdi…. Ama içeride Elifi bekleyen kötülüklerden habersizdi
Pages: 1 2


Son yorumlar