O bana kendimi değerli hissettiriyor

Tam o sırada, anahtarlarını teslim almak üzere masamıza yaklaşan o iki kişiyi gördüm. Kalbim bir an duracak gibi oldu ama yüzümdeki o sakin ve güçlü ifadeyi asla bozmadım. Karşımda duranlar Burak ve Cansu’ydu. On yıl önceki o kibirli, şatafatlı hallerinden eser kalmamıştı. Burak’ın omuzları çökmüş, saçları dökülmüş, yüzündeki yaşam enerjisi tamamen sönmüştü. Cansu ise o havalı tavırlarını kaybetmiş, üzerine giydiği solmuş kıyafetlerle yorgun ve yenilmiş bir kadına dönüşmüştü. İflas ettiklerini, lüks sevdası yüzünden tefecilerin eline düştüklerini ve son çare olarak bu sosyal konut projesine sığındıklarını daha sonra dosyadaki bilgilerden öğrenecektim.
Kafasını önündeki evraklardan kaldırıp anahtarı uzatan elin sahibine bakan Burak, o an benimle göz göze geldi.
Zaman sanki o şantiye çadırının altında donup kaldı. Burak’ın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. Karşısında gece yarısı sokağa attığı, “değersiz” gördüğü Leyla yoktu; üzerinde şık bir takım elbise olan, bu devasa projenin sahibi ve saygın bir iş kadını duruyordu. Hemen yanımda ise, ona anahtarı uzatan, sevgiyle ve gururla elimi tutan kocam, projenin baş müteahhidi Sinan vardı. Burak’ın dili tutuldu, rengi kül gibi oldu. Yanındaki Cansu ise beni tanıdığı an adeta olduğu yere çökmemek için masanın kenarına tutundu. İkisi de tek bir kelime bile edemeden, utançtan ve şoktan kilitlenip kalmışlardı.
Sessizliği bozan, benim gayet dingin, profesyonel ama bir o kadar da keskin sesim oldu.
“Hayırlı olsun Burak Bey,” dedim, gözlerinin en içine bakarak. “Şirketimizin inşa ettiği bu sıcak yuvada umarım aradığınız o ‘değeri’ bulursunuz. Zira on yıl önce o değeri çok yanlış yerlerde aradığınızı ve sonunda elinizde hiçbir şey kalmadığını görüyorum.”
Burak yutkunmaya çalıştı, dudakları titredi ama boğazından tek bir ses bile çıkmadı. Gözleri doldu, başını utançla öne eğdi. Titreyen elleriyle anahtarı alırken, o on yıl önceki kibirli adamın kendi kibrinde nasıl boğulduğunu gördüm.
“Eşim Sinan,” diyerek yanımda duran o dağ gibi adamı işaret ettim. “Bana her gün bir kadının gerçek değerinin ne olduğunu hatırlatan, bu devasa projenin mimarı. Size yeni hayatınızda başarılar dileriz.”
Sinan durumu o an anlasa da asaletini bozmadan sadece başıyla hafifçe selam verdi. Burak ve Cansu, omuzlarında dünyanın en ağır yüküyle, ezile büzüle masadan uzaklaştılar. Arkalarından bakarken içimde ne bir kin ne de bir öfke kalmıştı. Sadece mutlak bir huzur hissediyordum. Hayat bana şunu öğretmişti: Seni değersiz hissettirenlerin aslında kendi değerlerini kaybetmiş zavallılar olduğunu zaman mutlaka gösteriyordu. Ben o gece o evden kovulmasaydım, bugün kendi ayakları üzerinde duran, gerçek sevgiyi ve saygıyı bulan bu güçlü Leyla olamazdım. En büyük intikam, sessizce yürümek ve kendi zirvenden sana ihanet edenlerin çöküşünü şefkatli bir gülümsemeyle izlemekti.

Son yorumlar