Oğul tıp fakültesinden mezun oldu ve görme engelli annesini yoksulluk içinde terk etti

hjghjgh

Bugün üçüncü gün.

Fatma Hanım, yıllardır çamaşırların kurumasını beklediği tahta sedirden yavaşça doğruldu.

“Bir çantaya sığanı alabilirim,” dedi.
“Gerisi kalsın.”

Kadın başını bile kaldırmadı.
“Acele edin. Hava kararmadan ölçmemiz gerekiyor.”

Komşusu Ayşe Hanım koşarak geldi.

“Fatma, ne oluyor? Nedir bu olanlar?”

“Sattılar,” dedi Fatma Hanım.
“Oğlum sattı.”

Ayşe Hanım kolunu onun omzuna doladı.

“Murat nerede?”

“Bilmiyorum. Artık bir numarası yok.”

Fatma Hanım evinden bir naylon poşetle çıktı:
üç bluz, bir etek, bir tespih…
ve hiç okuyamadığı kâğıtlarla dolu bir ayakkabı kutusu.

Ayşe Hanım onu ortak avlunun sonunda bulunan küçücük bir odaya götürdü.

“Burada kalabilirsin,” dedi.
“Küçük ama bir çatısı var.”

Fatma Hanım yatağa oturdu, ayakkabı kutusunu göğsüne bastırdı.

“Arar,” diye fısıldadı.
“Hatırladığında arar.”

Ayşe Hanım hiçbir şey söylemedi.


Geçmişini Silen Oğul

İstanbul’da, Doktor Murat Yılmaz, eşi ve kayınvalidesiyle yeni muayenehanesinin tadilatını konuşarak akşam yemeği yiyordu.

Kimse annesinden bahsetmedi.
Kimse sormadı.

Çünkü Murat için annesi artık yoktu.


“Ne kadar paran var?” diye sordu Ayşe Hanım o gece yumuşakça.

Fatma Hanım cüzdanını açtı.

Kırk yedi lira.

Ayşe Hanım kendi telefonundan Murat’ı aradı.

Aradığınız numara mevcut değildir.

“Numarasını değiştirmiş,” dedi sessizce.

Fatma Hanım başını eğdi.

“Çamaşır yıkayabilirim,” dedi.
“Yük olmak istemem.”

Gün doğmadan kalkmaya başladı. Bir kovada çamaşır yıkıyor, birkaç kuruş kazanıyordu.
Bazı komşular şikâyet etti.
Bazıları alay etti.
Bazıları ise gözlerini kaçırdı.

Geceleri Ayşe Hanım ayakkabı kutusunu açtı.

Makbuzlar…
Okul ödemeleri…
Yılların kanıtı.

“Bunların hepsini sen ödemişsin,” diye fısıldadı.
“Çamaşır yıkayarak.”

En altta sararmış, resmi bir zarf vardı.

Ayşe Hanım okuyamıyordu ama bunun önemli olduğunu biliyordu.


Her Şeyi Değiştiren Kâğıt

Ayşe Hanım belgeyi emekli bir noter katibi olan Sebahattin Beye götürdü.

Gözlüğünü düzeltti.

“Bu tapu hiçbir zaman yasal olarak oğula devredilmemiş,” dedi.

“Bu ne demek?”

“Toprak hâlâ Fatma Hanım’a ait demek. Yapılan satış geçersiz olabilir.”

Ayşe Hanım’ın kalbi hızla atmaya başladı.

Aynı gün İstanbul’da, yeni alıcılar tapuyu kaydettirmeye çalıştı.

“Bir sorun var,” dedi görevli.
“Tapu bilgileri uyuşmuyor.”

Emlakçı Murat’ı aradı.

Murat mesajı sildi.

Adli yardım bürosunda bir avukat dosyayı inceledi.

“Vekâletname satış yetkisi vermiyor,” dedi.
“Oğlunuzun yaptığı işlem hukuka aykırı.”

İki gün sonra, Fatma Hanım gerçeği öğrendi.

“Toprak hâlâ senin,” dedi Ayşe Hanım, ellerini tutarak.

Fatma Hanım ağlamadı.

Sadece derin bir nefes aldı.


Mahkeme Konuştu

Murat’a mahkeme tebligatı ulaştı.

İlk kez kibirin yerini korku aldı.

Duruşmada hâkim belgeleri inceledi.

“Bu vekâletname taşınmaz satışına izin vermiyor,” dedi.

Avukat tapunun aslını sundu.

“Toprak dul eşe aittir.”

Murat konuşmadı.

Karar hemen açıklandı.

“Satış geçersizdir. Taşınmaz Fatma Yılmaz adına iade edilecektir. Davalı, alıcılara otuz gün içinde bedeli geri ödemekle yükümlüdür.”

Ama Murat parayı çoktan harcamıştı.

Her şey çöktü.

Eşi onu terk etti.
Muayenehanesi kapatıldı.
Kurduğu imaj paramparça oldu.


Dönüş

Fatma Hanım evine geri döndü.

Mahalleli geldi — zalimler değil, sessiz ve vefalı olanlar.

Yemek getirdiler.
Süpürge getirdiler.
Yardım ettiler.

Ev eskiydi, çatlaklarla doluydu, kusurluydu…
Ama onundu.

Üç hafta sonra, Murat geldi.

Ne takım elbise vardı üzerinde, ne de eski özgüven.

“Anne,” dedi. “Açıklamaya geldim.”

“Numaramı sildin,” dedi Fatma Hanım sakin bir sesle.

“Eğitimin için yirmi yıl çamaşır yıkadım,” diye devam etti.
“İlaçlarım yerine okul masraflarını ödedim ve bu yüzden kör oldum.”

Murat ağladı.

“Beni affet.”

Fatma Hanım başını yavaşça salladı.

“Senden nefret etmiyorum,” dedi.
“Ama verecek hiçbir şeyim kalmadı.”

“Git,” dedi.
“Ve bir daha gelme.”

Murat vedalaşmadan gitti.


Geriye Kalan

O gece Fatma Hanım yıldızların altında oturdu.

“Artık telefon beklemiyorum,” dedi.
“Ve bu, özgürlük.”

Gözlerini kaybetmişti.
Oğlunu kaybetmişti.

Ama onurunu geri kazanmıştı.

Ve bu, yeterliydi.