Rahmetli büyükannemin eski kolyesini bir kuyumcuya götürdüm

Rahmetli büyükannemin eski kolyesini bir kuyumcuya götürdüm; adam kolyeyi görür görmez yüzü kireç gibi oldu ve “SENİ 20 YILDIR ARIYORUZ” dedi.
Yazar: • 20.03.2026 15:01
Rahmetli büyükannemin eski kolyesini bir kuyumcuya götürdüğüm gün, hayatımın tamamen değişeceğini bilmiyordum.
Boşanmanın ardından elimde sadece kırık bir telefon, iki çöp torbası dolusu kıyafet ve o kolye kalmıştı. Kocam, bebeğimizi kaybettikten sonra beni terk etmiş, daha genç bir kadınla yeni bir hayata başlamıştı. Ben ise geride kalmıştım; borçlarla, yorgunlukla ve ayakta kalma mücadelesiyle.
Haftalarca garsonluk yaparak, bahşişlerle ve inatla yaşadım. Ama sonunda duvara tosladım. Ev sahibim kapıya kırmızı bir uyarı kâğıdı yapıştırdı: SON UYARI. Artık saklanacak yerim kalmamıştı.
O gece, ayakkabı kutusunu açtım.
Büyükannemin bana bıraktığı kolye oradaydı. Yirmi yıldır sakladığım tek değerli şey. Ağırdı, garip bir sıcaklığı vardı. Sanki sadece bir takı değildi… daha fazlasıydı.
“Affet beni,” diye fısıldadım. “Ama başka çarem yok.”
Ertesi sabah, şehir merkezindeki eski bir kuyumcuya girdim.
Tezgâhın arkasındaki yaşlı adam, kolyeyi görür görmez donakaldı. Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Gözleri büyüdü, elleri titremeye başladı.
“Bunu… nereden buldunuz?” diye fısıldadı.
“Büyükannemindi,” dedim. “Sadece kiramı ödeyecek kadar para istiyorum.”
“Adı neydi?”
“Melinda.”
Adam bir an sendeledi. Sanki görünmeyen bir güç onu geriye itmiş gibi tökezledi ve tezgâha tutundu.
“Hanımefendi… oturun.”
“Kolye sahte mi?” diye sordum.
“Hayır,” dedi. “Bu… yıllardır aranan bir parça.”
Hemen telefonu alıp birini aradı.
“Bulduk. Kolye burada.”
İçimde bir huzursuzluk yükseldi.
“Kimi arıyorsunuz?”
Bana baktı. Gözlerinde korku ve saygı karışımı bir ifade vardı.
“Efendi sizi yirmi yıldır arıyor.”
Tam ne demek istediğini soracaktım ki, arka kapı açıldı.
İçeri giren adamı görünce nefesim kesildi.
Uzun boylu, şık giyimli, keskin bakışlı bir adamdı. Yaşı kırklarının sonlarında olmalıydı ama duruşunda tuhaf bir zamansızlık vardı. Sanki yıllar ona dokunmamıştı.
Gözleri doğrudan kolyeye kilitlendi.
Sonra bana.
“Sonunda…” dedi alçak bir sesle. “Seni bulduk.”
“Ben kimseye saklanmadım,” dedim gerilerek. “Sadece kolyeyi satmaya geldim.”
Adam yavaşça yaklaştı. Kolyeyi eline aldı ama bana dokunmadı.
“Bu kolye… bir miras,” dedi. “Ama sandığın gibi bir miras değil.”
“Ne demek istiyorsunuz?”
Derin bir nefes aldı devamı icin sonrki gecebilriisniz..

Son yorumlar