rahmetli kız arkadaşım Leyla’nın küçük kızı Cemre’yi evlat edindim
Baba, BEN GERÇEK BABAMIN YANINA GİDİYORUM… Onun kim olduğunu hayal bile edemezsin. Onu çok yakından tanıyorsun… Çünkü bana BİR ŞEY söz verdi…”
Zihnim, az önce duyduğu bu ağır kelimeleri reddetmek istercesine uğulduyordu. Masadaki çatal ellerimden kayıp porselen tabağa çarparken çıkardığı o tiz, rahatsız edici ses, odadaki ağır sessizliği bir bıçak gibi kesti. Karşımda oturan, on yıldır saçının tek bir teline zarar gelmesin diye üzerine titrediğim kızıma, Cemre’ye bakakaldım. Fırından yeni çıkmış hindinin kokusu, yılbaşı akşamının o sıcak atmosferi bir anda buz kesmiş, yerini boğucu bir karanlığa bırakmıştı.
“Ne diyorsun sen Cemre?” diye fısıldayabildim güçlükle. Sesim bana ait değilmiş gibi boğuk, çatallı ve yabancıydı. “Hangi babadan, hangi tanıdıktan bahsediyorsun? Leyla bana onun kim olduğunu hiçbir zaman söylememişti.”
Cemre gözyaşlarını tutmaya çalışarak yutkundu. İri ela gözleri; korku, suçluluk ve derin bir çaresizlikle doluydu. Elleri masanın üzerinde yaprak gibi titriyordu. “Tarık Amca,” dedi titreyen dudaklarıyla. “Dükkânın mülk sahibi… Senin yıllardır ‘en eski dostum’ dediğin, o büyük inşaat şirketinin sahibi Tarık.”
Tarık… Bu isim dudaklarından döküldüğü an, kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi küt küt atmaya başladı. Yıllardır dükkânıma gelip giden, inşaat şirketini büyütüp zenginleştikçe benden uzaklaşan ama yine de dostum sandığım, kiramı geciktirdiğimde yüzüme alaycı bir gülümsemeyle bakan o adam. Leyla ile tanıştığım yılları düşündüm; Tarık’ın da o dönem bizimle aynı mahallede olduğunu, ansızın şehri terk edip yıllar sonra zengin, kibirli bir müteahhit olarak döndüğünü hatırladım. Parçalar zihnimde korkunç, mide bulandırıcı bir netlikle birleşiyordu. Leyla’yı hamile bırakıp kaçan, o gencecik, çaresiz kadını karnındaki bebekle bir başına bırakan o korkak, yıllarca yüzüme gülüp dükkânımda çayımı içen Tarık’tan başkası değildi!
Öfke, damarlarımda kaynayan bir lav gibi hızla yükseldi. Masadan hışımla, sandalyeyi devirerek kalktım. “O adamın senin baban olmaya hakkı yok!” diye kükredim, yıllardır içimde tuttuğum tüm sakinliğimi, o mütevazı tamirci kimliğimi yitirerek. “Seni ve anneni bir çöp gibi sokağa atan o pisliğe mi gideceksin? O zenginliği, o lüks yalıları, son model arabaları için mi beni, onca yılımızı, annenin o aziz hatırasını bir kalemde siliyorsun Cemre? Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz.


Son yorumlar