Sınıf arkadaşlarım, sırf annem çöpçü diye benimle hep dalga geçti

gfdgf 1

Haftalar sonra, o e-posta geldiğinde mutfakta mısır gevreği yiyordum. Ellerim titreyerek telefonu açtım. “Sayın Kerem…, Tebrikler.” Tam burs. Yurt. Cep harçlığı. Her şey dahil. Olduğum yerde donup kaldım. Sonra bir kahkaha attım, ardından ağzımı kapattım. Annem banyodan çıktığında mektubun çıktısını almıştım bile. “Bu gerçek mi?” diye sordu elleri titreyerek. “Gerçek anne,” dedim. “Üniversiteye gidiyorum. Hem de en iyisine.” Bana öyle bir sarıldı ki kemiklerimin çatırdadığını hissettim. Omzumda hıçkıra hıçkıra ağladı. “Babana söz vermiştim,” dedi. “Onu okutacağım demiştim.”

Mezuniyet günü geldi çattı. Spor salonu ana baba günüydü. Parfüm, ter ve heyecan kokusu birbirine karışmıştı. Annemi en arka sırada gördüm. Olabildiğince dik oturmuştu, en güzel kıyafetlerini giymişti. Kürsüye çağrıldım: “Okul Birincimiz, Kerem.”

Alkışlar zayıftı. Şaşkın ve isteksiz bir alkış. Mikrofona doğru yürüdüm. Nasıl başlayacağımı çok iyi biliyordum.

Salon sessizleştiğinde derin bir nefes aldım ve konuştum: “Annem yıllardır sizin çöplerinizi topluyor.” Salonda çıt çıkmıyordu. Birkaç kişi rahatsızca kıpırdandı. “Ben Kerem,” diye devam ettim. “Çoğunuz beni ‘Çöpçü Kadının Oğlu’ olarak tanıyorsunuz.”

Anneme baktım, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. “Ama bilmediğiniz bir şey var. Babam inşaat kazasında ölmeden önce annem hemşirelik öğrencisiydi. Sırf benim karnımı doyurabilmek, beni okutabilmek için hayallerini çöpe attı ve sizin çöplerinizi toplamaya başladı.”

Gözlerim doldu ama sesim titretmedim. “Yıllarca benimle dalga geçtiniz. Burnunuzu tıkadınız. Yanımdan kaçtınız. Ve ben, annem üzülmesin diye ona hep yalan söyledim. ‘Okulda çok seviliyorum anne, çok arkadaşım var’ dedim.”

Salondaki bazı velilerin başlarını öne eğdiğini gördüm. “Ama bugün gerçeği söylüyorum çünkü annem, ne kadar büyük bir savaş kazandığını bilmeyi hak ediyor.” Kenarda duran Murat Hoca’ya baktım. Gözleri doluydu, bana “Devam et” der gibi başını salladı.

“Anne,” dedim tribünlere dönerek. “Sen hemşire olamadın diye başarısız oldum sandın. Çöp topladığın için utanmam gerektiğini sandın. Ama benim başardığım her şey, senin sabahın 3’ünde o yatağından kalkmana borçlu.”

Cübbemin cebinden o mektubu çıkardım ve havaya kaldırdım. “Senin fedakarlığın işte buna dönüştü anne! Önümüzdeki dönem, ülkenin en iyi teknik üniversitesine, tam burslu olarak gidiyorum!”

Bir saniyelik ölüm sessizliğinin ardından salon patladı. Önce Murat Hoca, sonra diğer öğretmenler, sonra öğrenciler… Herkes ayağa kalktı. Annem olduğu yerde zıplıyor, “Oğlum! Benim oğlum!” diye bağırıyordu.

Ortalık biraz yatışınca son sözümü söyledim: “Bunu hava atmak için anlatmadım. Aranızda benim gibi olanlar var biliyorum. Annesi babası temizlikçi, işçi, kapıcı olanlar… Utanıyorsunuz. Utanmayın. Sizin arkanızı toplayan o ellere saygı duyun. Çünkü o nasırlı eller, sizi göklere taşıyacak kanatlardır.” Mikrofondan çekilirken fısıldadım: “Bu senin içindi anne. Teşekkür ederim.”

Törenden sonra otoparkta annem boynuma atladı. Şapkam yere düştü. “Bütün bunları içine mi attın?” dedi ağlayarak. “Neden bana söylemedin?” “Seni korumak istedim,” dedim. Yüzümü avuçlarının arasına aldı. “Sen beni korumaya çalıştın ama ben senin annenim. Bir dahaki sefere bırak ben seni koruyayım, tamam mı?” Gözyaşları içinde güldüm. “Tamam, anlaştık.”

O gece mutfak masamızda diplomam ve kabul mektubum duruyordu. Hala kapının asılı o üniformadan hafif bir çamaşır suyu kokusu geliyordu. Ama ilk defa kendimi o kokuyla barışık hissettim. Ben hala “Çöpçü Kadının Oğlu”yum. Ve hep öyle kalacağım. Ama artık bu bir hakaret değil, göğsümde taşıdığım bir şeref madalyası.

Üniversite kampüsüne ilk adımımı attığımda, beni oraya kimin getirdiğini asla unutmayacağım. Kendi hayallerini süpürüp, benim hayallerimin yolunu açan o kadını asla unutmayacağım.


Sizce Kerem ve annesinin hayatı bundan sonra nasıl değişecek? Bu hikaye hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi Facebook yorumlarda paylaşın.