Sonra adam sessizce Bu havayolu şirketinin sahibi benim

O, havayolu şirketinin kurucusu, genel müdürü ve çoğunluk hissedarıydı — şirketin yüzde altmış sekizine sahipti.
Ama o öğleden sonra Deniz Kaya, havaalanında bir milyarder yönetici gibi ilerlemiyordu.
Kapüşonlu bir üst giymiş, sade bir adam olarak yürüyordu.
Ve etrafındaki hiç kimse aradaki farkı bilmiyordu.
Sessiz Bir Deney
Deniz uçağa erken bindi, kabin ekibiyle nazikçe başını sallayarak selamlaştı ve bir A koltuğuna oturdu. Kahvesini sehpanın üzerine bıraktı, bir gazete açtı ve yavaşça nefes aldı.
İki saatten kısa bir süre sonra, Ankara’da yapılacak kritik bir yönetim kurulu toplantısı için iniş yapacaktı. Bu toplantı, havayolunun gelecekteki politikalarını belirleyecekti. Aylar boyunca Deniz, gizli bir iç denetim süreci başlatmıştı: yolcu şikâyetleri, ayrımcılık bildirimleri ve ön safta çalışan personelin davranışları inceleniyordu.
Veriler rahatsız ediciydi.
Ama istatistikler her şeyi anlatmazdı.
Deniz bunu kendi gözleriyle görmek istemişti.
Ne asistan vardı.
Ne duyuru.
Ne de tanınma.
Sadece gözlem.
Ama gerçeğin bu kadar hızlı ortaya çıkacağını beklemiyordu.
“Benim Koltuğumdasınız”
Ses arkasından geldi.
Keskin.
Buyurgan.
Bakımlı bir el omzunu kavradı ve sertçe çekti.
Deniz öne doğru sendeledi; sıcak kahve gazetenin üzerine döküldü, kot pantolonuna işledi.
“Affedersiniz?” dedi refleksle ayağa kalkarak.
Kırklı yaşlarının sonlarında bir kadın başında dikiliyordu. Krem rengi, pahalı bir takım giymişti. Saçı kusursuzdu, bileğinde pırlantalar ağır duruyordu. Parfümü, daha konuşmadan otorite ilan ediyordu.
Hiç tereddüt etmeden bir A koltuğuna oturdu.
“Buyurun,” dedi ceketini düzelterek.
“Sorun çözüldü.”
Deniz ona baktı — koltuğun alınmasına değil, bunun ne kadar kolay yapıldığına şaşırmıştı.
“O koltuğun bana ait olduğunu düşünüyorum,” dedi sakin bir sesle.
Kadın onu baştan aşağı süzdü, yüzü gerildi.
“Birinci sınıf önde,” dedi yavaşça.
“Ekonomi arkada.”
Yakındaki yolcular döndü.
Bazı telefonlar havaya kalktı.
Hava değişti.
Yetki Gözlerini Kaçırdığında
Bir kabin görevlisi hızla geldi — Elif. Profesyonel gülümsemesi hazırdı.
“Burada bir sorun mu var?” diye sordu, eli refleksle kadının koluna dokunarak.
“Evet,” dedi kadın yüksek sesle.
“Bu adam benim koltuğumda oturuyordu.”
Deniz biniş kartını uzattı.
“Bir A koltuğu,” dedi.
“Bana atanmış.”
Elif karta bir saniyeden bile kısa baktı.
“Beyefendi,” dedi sesi sertleşerek,
“sizin koltuğunuz daha arkada.”
“Okumanızı rica ederim,” dedi Deniz sakinliğini bozmadan.
Kadın alaycı bir ses çıkardı.
“Gerçekçi olalım,” dedi.
“Bu şekilde giyinmiş birinin burada oturması sizce mantıklı mı?”
Üç sıra arkadaki bir genç, canlı yayın tuşuna bastı.
Kalkıştan Önce Tırmanış
Kıdemli kabin amiri geldi — Murat Yılmaz. Hiç soru sormadan kontrolü aldı.
“Uçağı geciktiriyorsunuz,” diye çıkıştı Deniz’e.
“Atandığınız koltuğa geçin.”
“Biniş kartımı doğrulamadınız,” dedi Deniz.
Murat zahmet etmedi.
“Uymayı reddederseniz, havaalanı güvenliği sizi uçaktan indirecek.”
Canlı yayındaki izleyici sayısı hızla arttı.
Yüzler, binlere dönüştü.
Yorumlar yağdı:
— Neden bileti okumuyorlar?
— Bu düpedüz ırkçılık.
— İki bin yirmi beşte hâlâ mı?
Deniz sakin kaldı.
Çünkü bu an canını yaksa da, korktuğu her şeyi doğruluyordu.
Kırılma Anı
Güvenlik geldi.
Görevlilerden biri, Levent, biniş kartını aldı ve gerçekten inceledi.
“Bir A koltuğu,” dedi yüksek sesle.
Kabin sessizliğe gömüldü.
Murat kaşlarını çattı.
“Bu mümkün değil,” diye mırıldandı.
“Bir bakın ona.”
Bu üç kelime, daha sonra manşetlerde, dava dosyalarında ve eğitim seminerlerinde yankılanacaktı.
Deniz telefonunun kilidini açtı ve sıradan kullanıcıların erişemediği güvenli bir uygulamayı açtı.
Ekranı havayolunun logosu doldurdu.
Ardından yazı belirdi:
Deniz Kaya — Genel Müdür
Hisse Oranı: yüzde altmış sekiz
Personel Numarası: bir
Erişim Seviyesi: sınırsız
Ekranı önce güvenlik görevlisine,
sonra Murat’a,
sonra da koltuğunda donup kalmış kadına gösterdi.
“Bu havayolu bana ait,” dedi Deniz sessizce.
İnternet Ayağa Kalktı
Kadının yüzü bembeyaz oldu.
“Bu… imkânsız,” diye fısıldadı.
Deniz gözlerinin içine baktı.
“Teknik olarak,” dedi,
“buradaki her koltuk benim.”
Canlı yayın patladı.
Dakikalar içinde yüz yirmi binden fazla kişi izliyordu.
Deniz birkaç telefon görüşmesi yaptı — hoparlörde:
Hukuk.
İnsan kaynakları.
Basın.
Askıya almalar gerçekleşti.
İşten çıkarmalar onaylandı.
Gün batmadan bir basın toplantısı planlandı.
Sonra tekrar kadına döndü.
Kimliği çoktan internette gündem olmuştu:
Leyla Harun — Marka Stratejisi Kıdemli Direktörü
Çeşitlilik ve Eşitlik Savunucusu
İroni acımasızdı.
“Eşitlikten söz ediyorsunuz,” dedi Deniz.
“Ama karşınızdaki insana temel saygıyı bile göstermediniz.”
Kadın ağlamaya başladı.
“Öyle demek istemedim,” dedi.
“Niyet,” dedi Deniz,
“zararı ortadan kaldırmaz.”
Sonrası ve Reform
Uçuş daha sonra — yeni bir ekiple — kalktı.
Deniz sonunda bir A koltuğuna oturdu.
Günler içinde havayolu kapsamlı reformlar açıkladı:
— Zorunlu önyargı eğitimi
— Kabin ekibi için vücut kameraları
— Yolcu hakları savunma protokolleri
— Yıllık elli milyon liralık eşitlik girişimi
Video on beş milyondan fazla izlenmeye ulaştı.
Diğer havayolları da adım attı.
Bir olay olarak başlayan şey, bir dönüm noktasına dönüştü.
Bir Yıl Sonra
On iki ay sonra, Deniz aynı hatta yeniden bindi.
Aynı koltuk.
Ama bambaşka bir atmosfer.
Her kökenden yolcunun aynı nezaketle, aynı onurla karşılandığını izledi.
Kendi kendine gülümsedi.
Çünkü saygı, hiçbir zaman sınıfla ya da kıyafetle ilgili değildi.
Bir tercihti.
Ve şunu söyleyebilme cesaretiydi:
“Bileti okuyun.”

Son yorumlar