Üvey annem babamın cenazesinden hemen sonra
Üvey Annem, Babamın Cenazesinden Hemen Sonra Bana Evi Terk Etmem İçin Otuz Altı Saat Verdi – Ama Karma Ona Hak Ettiği Hediyeyi Getirdi
Üvey annem, ikizlere hamileyken beni evden atmaya kalktı. Ama babam son bir sürpriz hazırlamıştı — ve bu her şeyi değiştirdi.
Benim adım Emine, yirmi dört yaşındayım ve dürüst olmam gerekirse hayat sanki eline bir sopa almış ve bana vurmaktan hiç vazgeçmemiş gibi hissediyorum.
Masal gibi bir çocukluk yaşamadım. Her şey mükemmel değildi ama yine de yoluma devam ettim. Yarı zamanlı olarak sıcak ve samimi bir kitapçıda çalışıyor, üniversite eğitimimi tamamlamaya çalışıyordum. Küçük bir daireyi Emre ile paylaşıyordum.
Emre sadece erkek arkadaşım değildi. O benim dayanağım, dünyadaki en güvenli limanımdı. Kaygılarım arttığında elimi tutar, öyle saçma şakalar yapardı ki kahkahadan yanlarım ağrırdı. Oto tamircisiydi — parmakları hep yağ lekeli olurdu ama yüzünde yumuşacık bir gülümseme, kalbinde ise tarif edilemeyecek kadar büyük bir iyilik vardı.
Sonra bir akşam… eve hiç gelmedi.
Kapı çaldığında her şey bitti.
Polis memurunun fazla konuşmasına gerek kalmadı. Sadece “trafik kazası” ve “olay yerinde hayatını kaybetti” dedi. Bu kadarı dünyamın paramparça olması için yetti.
Daire bir anı hapishanesine dönüştü. Her oda onun adını fısıldıyor, her sessizlik yasın kendisinden bile daha ağır geliyordu.
Haftalarca doğru düzgün yaşayamadım. Yemek yiyemiyordum. Nefes almakta zorlanıyordum. Onun kapüşonlu sweatshirt’üne sarılıp kıvrılarak yatıyor, yeterince sıkı tutarsam belki kapıdan içeri tekrar girer diye kendimi kandırıyordum.
Sonra mide bulantıları başladı. Bunun acının bedenimi yıkmasından kaynaklandığını sandım. Ama doktor başka bir şey söyledi.
Hamileydim. Üstelik ikizlere.
Emre olsaydı sevinçten ağlar, karnımı öper, daha o an bebek isimlerini tartışmaya başlardı. Ama ben mi? Dehşete kapılmıştım.
Kendi hayatımı zor idare ediyorken iki yeni doğmuş bebeğe nasıl bakacaktım? Doktor hamileliğimin riskli olduğunu söyledi. Kesin yatak istirahati, düzenli kontrol ve her gün destek gerekiyordu. Artık yalnız kalmam mümkün değildi.
Ama kimi arayacaktım? Annem ben daha ergenken vefat etmişti. Emre’nin ailesi ise Arizona’ya taşınmıştı. Geriye tek bir kişi kalıyordu — babam.
Babamın evi artık sadece ona ait değildi. Zehra ile evlenmişti. Zehra benden daha gençti; parlak sarı saçları, kusursuz manikürlü tırnakları ve dergi kapağından çıkmış gibi bir güzelliği vardı. Lüks davetlere daha çok yakışırdı, mutfakta yemek yaparken hayal etmek zordu.
Yine de işe yarayacağını umdum. Yardıma ihtiyacım vardı ve babam tek seçeneğimdi.
Eve vardığımda babam beni sıkıca kucakladı. Gri gözleri yorgun görünüyordu ama içi sıcacıktı.
“Burası senin evin, güzel kızım,” dedi yumuşak bir sesle, yüzümü iki avucunun arasına alırken sanki hâlâ küçük bir çocukmuşum gibi… Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisnz.


Son yorumlar