Yaşlı komşum vefat etti

1 131

Yaşlı komşumun cenazesinden iki gün sonra posta kutumda bulduğum mektup, hayatımı ikiye böldü: öncesi ve sonrası.

Küçük bir Anadolu kasabasında, eşim Zeynep ve iki çocuğumla sakin, düzenli bir hayat yaşıyordum. Burada herkes birbirini tanırdı; en büyük heyecanımız yazın yapılan panayır ya da bayram sabahlarıydı. Yıllardır yan evimizde tek başına yaşayan Bay Kemal de bu düzenin sessiz bir parçasıydı. Otuz yıl önce taşındığını söylemişti. Ne bir akrabasını görmüştüm ne de kapısını çalan bir misafirini.

Nazik bir adamdı. Çimleri biçerken yardım eder, ağır pazar poşetlerimi elimden alırdı. Her bayram posta kutumuza 500 lira bırakır, “Çocuklara bayram şekeri alın,” diye not düşerdi. Aramızda derin sohbetler yoktu ama güven veren bir komşuydu.

Ölümü ani oldu. Evinde kalp krizi geçirmiş. Cenaze işlerine yardım ettim; gelen giden azdı. Yalnız bir hayat sürmüş, yalnız uğurlandı.

İki gün sonra, posta kutumda mühürlü bir zarf buldum. Üzerinde adım yazılıydı. İçinden çıkan mektup titrek ama kararlı bir el yazısıyla yazılmıştı:

“Sevgilim, eğer bunu okuyorsan artık burada değilim. Kırk yıldır senden sakladığım bir şey var. Bahçemde, eski elma ağacının altında, seni koruduğum bir sır gömülü. Gerçeği bilmeye hakkın var. Ama bunu kimseye söyleme.”

O an mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. “Sevgilim” kelimesi beynimde yankılandı. Beni mi kastediyordu? Bu nasıl mümkün olabilirdi?

O gece uyuyamadım. Zeynep’e mektuptan söz etmedim. Sabahın erken saatinde bir kürek alıp Bay Kemal’in bahçesine geçtim. Elma ağacını iyi bilirdim; yazın dalları sokağa taşar, çocuklar gölgesinde oynardı. Toprak beklediğimden yumuşaktı. Birkaç kürek sonra metal bir şeye çarptım.

Topraktan paslı, eski bir kutu çıkardım. Ellerim titreyerek kapağını açtım.

İçinde sararmış fotoğraflar, eski gazetelerden kesilmiş kupürler ve kalın bir dosya vardı. En üstteki fotoğrafı elime aldığımda kalbim duracak gibi oldu.

Fotoğraftaki genç kadın annemdi.

Yanında, genç bir adam duruyordu. Adam, Bay Kemal’in gençliğinden başkası değildi.

Arkamdaki dünya sessizleşti. Dizlerimin bağı çözüldü, yere oturdum. Annem yıllar önce vefat etmişti. Babam olarak bildiğim kişi de ben on yaşındayken bir trafik kazasında ölmüştü. Hayatım boyunca sıradan bir aile hikâyesine sahip olduğumu düşünmüştüm.

Dosyayı açtım. İçinde resmi belgeler vardı: doğum kayıtları, hastane evrakları, noter tasdikli bir beyan. En altta Bay Kemal’in el yazısıyla yazılmış uzun bir mektup duruyordu.

“Gerçeği bilmelisin,” diye başlıyordu. “Annenle gençliğimizde birbirimizi sevdik. Ama ailelerimiz bu ilişkiye karşı çıktı. Annen zorla başka biriyle evlendirildi. Sen doğduğunda gerçek babanın kim olduğunu yalnız ikimiz biliyorduk. Seni almak istedim, ama annen izin vermedi. ‘O güvenli bir hayat yaşasın,’ dedi. Seni uzaktan korumaya söz verdim.”

Gözlerim satırlar arasında kayboldu. “Yıllar sonra bu mahalleye taşındığında seni ilk gördüğümde kalbim duracak gibi oldu. Aynı sokakta yaşamak kader miydi bilmiyorum. Kendimi açıklayamazdım. Hayatını altüst etmek istemedim. Ama hep yanında olmak istedim. Bayram harçlıkları, küçük yardımlar… Bunlar bir babanın uzaktan dokunuşuydu.”

Mektubun son satırları bulanıklaşmıştı: “Beni affet. Sana gerçeği daha önce söyleyemedim. Ama seni hep sevdim. Bu sır seni korumak içindi, incitmek için değil.”

Elimdeki kâğıt titriyordu. Yıllardır “komşu” dediğim adam, öz babamdı devamı icin sonrki syfaya gecinz…