Yıllar önce bir bit pazarından kızıma bir oyuncak ayı almıştım

Sude’nin sesi duyuldu. Biraz daha büyümüş, ama hâlâ o neşeli tını vardı.
“Baba… Eğer bu sesi dinliyorsan, lütfen çok ağlama. Biliyorum, hasta olduğumu öğrendiğimde çok üzülmüştün. Ama ben korkmuyorum. Çünkü sen bana hep cesur olmayı öğrettin.”
Gözyaşlarım direksiyona damlıyordu.
“Sen yollarda yalnız kalma diye ayıyı yanına alıyordun ya… Ben de düşündüm ki bir gün ben olmazsam seni kim koruyacak? O yüzden sana kendi sesimi bırakıyorum. Uzun yollarda aç dinle. Kendini yalnız hissedersen konuş benimle. Ben hep seninleyim.”
Bir an nefes alamadım.
“Ve baba… Lütfen yaşamaya devam et. Benim için. Kamyonuna bin, yeni şehirler gör. Belki bir gün başka çocuklara yardım edersin. Onlara sarılırsın. Beni onlarda hatırlarsın. Ama en çok da kendini unutma. Çünkü ben en çok senin gülüşünü seviyordum.”
Kayıt bittiğinde kamyonun içinde derin bir sessizlik vardı. Ama bu kez o sessizlik boğucu değildi. İçimde bir sızı vardı, evet. Ama o sızının yanında garip bir sıcaklık da vardı.
Sude gitmişti. Ama bana son bir yol arkadaşı bırakmıştı: kendi sesi.
O gün kontağı çevirdim. Ayıyı yolcu koltuğuna yerleştirdim. Kayıt cihazını torpido gözüne koydum. Yola çıktım.
Her mola verdiğimde kaydı açtım. Onun sesi asfaltın uğultusuna karıştı. Artık yalnız değildim. Direksiyon başında, aynadan kendime baktım. Aylar sonra ilk kez dudaklarımın kenarı hafifçe kıpırdadı.
Sude haklıydı. Yaşamaya devam etmeliydim.
Şimdi hâlâ yollardayım. Kamyonumun yolcu koltuğunda o beyaz ayı oturuyor. Ama artık sadece beni koruyan bir oyuncak değil. O, bir kızın babasına bıraktığı cesaretin simgesi.
Ve ben her uzun yolda, gökyüzüne bakıp fısıldıyorum:
“Merak etme kızım. Direksiyondayım. Ve gülümsüyorum.”

Son yorumlar