Yıllar önce, tek başına yaşayan bir okul öğretmeni iki yetim kardeşi evlat edindi

“Hatırlıyor musun anne?” diye sortlu Mert, biyolojik annesine değil, Zeynep Öğretmen’e bakarak. “Yedi yaşındaydım. Okulun kışlık odunu bitmişti. Sen, o incecik hırkanla lojmanın önünde titrerken, biz üşumeyelim diye kendi battaniyeni kesip bize yelek yapmıştın. O gece sabaha kadar öksurmuştun ama biz sıcacıktık. İşte o yelegin tek bir ilmegi, şu masatiaki on milyon dolartian daha pahalıdır”
Küçuk kardeş Vigit de söze girdi. Gözleri dolmuştu ama başı clikti. “Ben yedi yaşındayken sana sormuştum, Uçaklar neden uçar?” diye. Sen bana Hayaller onları havada tutar’ demiştin. Biz o hayalleri seninle kurduk. Sen hafta sonları inşaatlarda tuğla taşırken, avuçların kan içindeyken bize süt getirdiğinde, o sütün her damlası bir uçuş saatiydi bizim için. Siz hanımefendi dedi Yigit, biyolojik annesine dönerek, Siz bize sadece biyolojik bir kod verdiniz. Ama Zeynep Öğretmen bize gökyüzünü verdi
Biyolojik anne, beklemediği bu direnç karşısında sarıldı. Yüzundeki o kibirli maske çatlamaya başlamıştı. “Ben mecburdurn diye bağırdı birden Fakirliğin ne olduğunu biliyor musunuz? Sizi o merdivenlere bıraktığımıda açlıktan ölmek üzereydim! Şimdi size dünyaları sunuyorum, bu katlın size ne verebilir? Eski bir lojman odası ve yulaf lapası mi?
Zeynep Öğretmen ilk kez konuştu. Sesi bir ruzgar fısıltısı kadar yumuşaktı ama tum havaalanında yankılandı “Ben onlara dunyalan veremedim hanımefendi. Ama ben onlara, paranin asla satın alamayacağı bir şey verdim: Gitmemeyi. Ne yağmurcia, ne açlıkta, ne de karanlıkta Ben sadece yanlarında kaldim.”
Mert, masadaki zarfı eline aldı. Herkes nefesini tutmuştu. Mert zarfı açtı, içindeki çekleri ve paralan hiç bakmadan yırttı Kağıt parçalan biner kar tanesi gibi yere dakúlurken, bryolojik annesinin gözlerindeki dehşeti izledi
Bu kağıt parçalarıyla bizim çocukluğumuzun soğuk gecelerini istamazsınız” dedi Mert, “Bu parayla Zeynep annemin ağaran tek bir saç telini bile geri alamazsınız
Siz on milyon dolarla evlatlarınızı geri alabileceğinizi sandırız. Ama aslında siz, bizi yıllar once o merdivenlerde bıraktığınızda sadece bizi değil, kendi ruhunuzu da kaybetmişsiniz.”
Mert ve Yigit, Zeynep Öğretmeni aralarına aldılar. İki dev çınar gibi kadını kanatlarının altına almışlardı. O sırada havaalanının hoparlörlerinden bir anoris yükseldi: TK-1923 sefer sayılı uçuşun pilatları Kaptan Pilat Mert ve Yardımcı Pilot Yigit, lutfen kalkış için kokpite geçiniz.
Mert, ceketinin iç cebinden bir bilet çıkardı ve Zeynep Öğretmen in eline tutuşturdu. “Hadi anne,” dedi gülumseyerek, “Bugün ilk kez biz uçuruyoruz uçağı. Ve en on koltukta, bu yolculuğun asıl mimarı oturacak.”
Biyolojik anne, yerdeki yırtık kağıt parçalanyła baş başa kaldı. O on milyon dolat o devasa havaalarının zemininde sadece birer çöp yıgınıydı artık. Arkasına bile bakmadan giden üç kişinin gölgesi, terminalin ışıklarında devleşiyordu
Uçağın kokpitine geçtiklerinde, Vigit kulakliğını takmadan önce son kez Zeynep Öğretmen’e baktı. Zeynep Öğretmen, uçağın camından dışarıya, bulutlann otesine
babyordu. Yıllarca çocuklarına anlattıgı o gökyuzu, şimdi ayaklarının altındaydı
Uçağın motorlanı gürledi. Mert, kumanda kolunu kendine doğru çekerken fısıldadı “Anine, hazır mısan?”
Zeynep Öğretmen gözyaşlarımı silip gülümsedi. Hazırım oğlum
LUçak pistten havalanırken, Mert ve Yiğit sadece bir uçağı değil, bir kadının ömür boyu suren fedakarlığını da bulutlann üzerine çıkarıyorlardı. Çünki o gün tüm dünya bir kez daha öğrenmişti ki bir anneyi anne yapan şey doğurmak değil, fırtına koptuğunda evladının elini bir an bile bırakmamaktı
Güneş batarken, uçak altın rengi bulutların arasında süzülmeye başladı. Zeynep Öğretmen, hayatında ilk kez bu kadar huzurluydu. Artık biliyordu, ektiği sevgi tohumlan sadece goge yukselmekle kalmamış, sarsılmaz birer iradeye dönüşmuştu.
Aşağıda kalan milyon dolarlar, lüks hayatlar ve hırslar küçülüp yok olurken, yukanda sadece üç kalp, sonsüz bir vefa ve paha biçilemez bir sevgi kalmıştı. Çünku bazı hayaller, gerçekten de dünyadaki tüm ağırlıklardan daha guçluydu.
Şu an, Zeynep Öğretmen ve iki kahraman oğlu gökyüzünde süzülürken, gerçek zenginliğin banka hesaplarında değil, paylaşılan bir kase çorbada ve tutulan bir elin sıcaklığında olduğunu tüm dünyaya kanıtlıyorlardı.

Son yorumlar