Yıllarca bir çocuğum olsun diye dua ettim

khjkhjk

Benim adım Zehra. Yıllarca bir çocuğum olsun diye dua ettim. Doktorlara gittik, tedaviler gördük ama olmadı. Zaman geçtikçe içimde bir boşluk büyüdü. Evimiz çok sessizdi. Bazen o sessizlik insanın kalbine ağır geliyordu.
Bir gün eşim Kemal bana dedi ki:
“Zehra, istersen bir çocuk evlat edinelim.”
İlk başta tereddüt ettim. Ama sonra düşündüm… Belki bir çocuğa yuva olabilirdik. Belki o da bizim hayatımıza neşe getirirdi.
Birkaç hafta sonra çocuk esirgeme kurumuna gittik.
Orada birçok çocuk vardı. Kimisi oynuyor, kimisi koşuyor, kimisi de sessizce bir köşede oturuyordu. Benim dikkatimi ise köşede tek başına oturan küçük bir çocuk çekti.
Siyah saçlı, iri gözlüydü. Ama diğer çocuklar gibi gülmüyordu. Sadece etrafı izliyordu.
Yanına yaklaştım.
“Merhaba,” dedim.
Bana baktı ama konuşmadı.
O sırada görevli kadın yanımıza geldi.
“Adı Mert,” dedi. “Ama pek konuşmaz.”
İçimde bir sıcaklık hissettim. Sanki kalbim bana bu çocuk diyordu.
Eşime döndüm.
“Kemal, ben bu çocuğu istiyorum,” dedim.
Böylece Mert bizim oğlumuz oldu.
Mert eve geldiğinde çok sakindi. Hiç yaramazlık yapmıyordu. Ama konuşmuyordu.
Ben yine de onunla konuşuyordum.
“Mert oğlum, acıktın mı?”
“Mert oğlum, gel birlikte yemek yapalım.”
O sadece başını sallıyordu.
Bir gün odasını toplarken yerde birçok resim gördüm. Mert renkli kalemlerle resimler çizmişti.
Resimlere baktığımda şaşırdım.
Hep aynı şeyi çizmişti.
Bir ev…
Evin altı…
Ve evin altında küçük bir kutu.
Başta önemsemedim. Çocukların bazen aynı şeyi çizdiğini düşündüm.
Ama günler geçtikçe yine aynı resmi çizdi.
Bir akşam eşime gösterdim.
“Bak Kemal,” dedim. “Mert sürekli bunu çiziyor.”
Kemal gülerek,
“Çocuk işte,” dedi. “Hayal kuruyordur.”
Ama Mert o sırada bizi izliyordu. Gözlerinde anlatmak istediği bir şey vardı.
Bir gece mutfakta su içiyordum. Mert sessizce yanıma geldi.
İlk kez elimi tuttu.
Sonra yere işaret etti.
“Neyi gösteriyorsun?” diye sordum.
Yine yere işaret etti.
Sonra küçük elleriyle kazma hareketi yaptı.
Bir an düşündüm.
“Yerin altını mı diyorsun?” dedim.
Başını salladı.
Ertesi gün eşime anlattım.
Üçümüz arka bahçeye çıktık. Mert bahçenin ortasında bir yeri gösterdi.
Kemal küreği aldı ve kazmaya başladı.
Bir süre sonra kürek sert bir şeye çarptı.
Toprağı biraz daha açtık. Küçük bir metal kutu çıktı.
Kutuyu açtık.
İçinde eski fotoğraflar ve sararmış kağıtlar vardı. Fotoğraflardan birinde küçük bir çocuk vardı.
Fotoğrafın arkasında bir isim yazıyordu:
Mert
İçim ürperdi.
Kağıtları okuyunca öğrendik ki yıllar önce bu evde yaşayan bir ailenin küçük çocuğu kaybolmuş. Onun bazı eşyalarını bu kutuya koyup bahçeye gömmüşler.
Mert ise kutuya sessizce bakıyordu.
O gece ilk kez konuştu.
Küçük bir sesle şöyle dedi:
“Ben… burayı biliyorum.”
Bu söz aklımdan çıkmıyordu.
Birkaç gün sonra çocuk esirgeme kurumuna tekrar gittik.
Görevli kadın dosyayı açtı ve bize şunu söyledi:
“Mert iki yıl önce bu köyde bulunmuş. Gece vakti sokakta yalnız başına dolaşıyordu.”
“Tam olarak nerede?” diye sordum.
Kadın cevap verdi:
“Sizin evin bulunduğu sokakta.”
O an kalbim hızla atmaya başladı.
Birkaç hafta sonra komşumuz Hüseyin amca bize geldi.
Bahçede otururken Mert’i görünce şaşırdı.
“Bu çocuk…” dedi. “Ben bunu daha önce gördüm.”
Merakla sordum:
“Nerede?”
Hüseyin amca anlatmaya başladı.
“İki yıl önce bir gece geç saatte eve dönüyordum. Bu evin önünde bir araba durmuştu. İçinde iki adam vardı.”
Kalbim sıkıştı.
“Sonra?” dedim.
“Arabadan küçük bir çocuk indi,” dedi. “Çok korkmuş gibiydi. Adamlar hızlıca arabaya binip gittiler.”
“Çocuk Mert miydi?” diye sordum.
Hüseyin amca başını salladı.
“Evet… sanırım oydu.”
O gece Mert’le tekrar konuştum.
“Mert oğlum,” dedim.
“Seni buraya kim getirdi, hatırlıyor musun?”
Bir süre düşündü.
Sonra yavaşça konuştu.
“Bir araba vardı…”
“Arabada kim vardı?” diye sordum.
Mert korkmuş gibi bana baktı.
Sonra fısıldadı:
“Bilmiyorum… ama bana kızmışlardı.”
O an şunu anladım.
Mert’in geçmişinde acı bir hikâye vardı.
Belki biri onu terk etmişti. Belki korkunç bir şey yaşamıştı.
Ama artık bu önemli değildi.
Çünkü artık yalnız değildi.
Onu kim bırakmış olursa olsun… artık onun bir ailesi vardı.
Ben onun annesiydim.
Ve içimden söz verdim:
Mert’in geçmişindeki bütün karanlığı sevgiyle iyileştirecektim.