Yoksul bir kadın üç yetime acıdı ve onlara sıcak çorba verdi

Yoksul bir kadın üç yetime acıdı ve onlara sıcak çorba verdi, yirmi yıl sonra da tezgahının önüne üç lüks araba yanaşı: Sonrasında yaşananlar herkesi şoka uğrattı
Kuçuk sokak tezgahından sıcak çorba ve taze pişmiş pide kokusu yayılıyordu. Büyukanne eski bir tezgahın arkasında durmuş, tencereyi karıştınyordu. Özel bir şey yoktu yıpranmış bir tente, katlanır bir masa, birkaç plastik sandalye. Her şey basit, yoksul ama temizdi.
Sokak kendi hayatına devam ediyordu: arabalar geçiyor, insanlar işleriyle meşgul oluyor, kimse kimseye dikkat etmiyordu. Akşam olmuştu, güneş binaların arkasına
batıyordu ve kadin tam da tezgahını kapatmak üzereydi
Ve sonra onlan fark etti
Üç çocuk biraz uzalita duruyor ve yaklaşmaya cesaret edemiyorlardı. Aynı yüzlet, aynı derecede zayıf, yıpranmış kıyafetler içinde. Üç erkek çocuk karbon kopyalar
gibi. Çanta yok, yetişkin yok. Sadece aç gözler
İşlerinden en cesur olanı öne çıktı ve sessizce dedi ki
Büyukanne bir şeyiniz var mı? Artık kimsenin almayacağı bir şey bile olsa
Kadın donakaldı. Hemen anladı bu bir küstahlık değildi. Sanki var olduklanı gerçeği için özür diliyorlarmış gibi soruyorlardı.
İç çekti, tencereye baktı ve kısaca şöyle dedi:
Yaklaşın. Oturun
Çocuklar kovulmaktan korkuyorlarmış gibi tenkinli bir şekilde yaklaştılar. Üç porsiyon büyuk değil ama sıcak döktü. Tabaklan önlerine koydu ve onlara ekmek
verdi.
Çocuklar sessizce yediler. Çok hızlı bir şekilde. Ve birbirlerine bakıp durdular, sanki bunun gerçekten olup bittigine inanamıyorlarmış gibi
Büyukanne o zaman bir şeyi bilmiyordu o akşam sadece iyi bir şey yapmamıştı. O üç çocuğu yıllar sonra geri getirecek bir olaylar zincirini başlatmıştı. Ve
yürüyerek geri gelmeyeceklerdi
Üç Lamborghini tezgahının onune yanaşacaktı
Ve sonrasında yaşananlar, yakındaki herkesi donduracak cinstendi…
Lamborghiniler aynı anda, sokağın daracık kaldınımıyla alay edercesine tezgahın önüne yanaştı. Motorlanın bomurtusu bir süre havada asli kalde sonra üç καρι
neredeyse eşzamanlı açıldı. Sokakta yürüyenler durdu, simitçi bile tepsisini indirdi. Plastik sandalyeler, yıpranmış tente, kenarı pasi masa… ve hepsinin yanında uç
kuks arabanın parıltısı insan gözu “yaniş yere geldiniz” diye bağıran bu manzaraya inanmakta zorlandı.
Büyükanne o an tencerenin kapağını elinde tutuyordu. Bir an “Kimi arıyorlar diye duşündü. Bir an “Bir sonun mu var?” diye… Zihninden geçen en son şeyse
şuydu : “Belki de yanlışlıkla geldiler”
Sonra arabadan inenleri gördu
Üç adam… ama bakışları tanıcıktı. Yüz hatları yılların sertliğiyle olgunlaşmış, çeneleri belirginleşmişti, yine de o aynı “karbon kopya” hali, aynı üçlü ritim… Ilk adımı
atan en öndeki adam, küçüklüğünde en cesur olanıydı. Gulumsemek istedi, ama gulüşü titredi, İkinci adam, tezgaha bir adım bile yaklaşmadan etrafı kolaçan etti Büyükanne, boğazına dugümlenen kelimeyi guşlukle çıkard
sanki yıllar cince “kovulma ihtimaline” karşı hälä tetikteydi. Üçüncü adamsa gözlerini direkt kadınen ellerine dikmişti-o ellerin yıllar once onlara ekmek uzattığı ana
-Siz?
Ondeki adam iki adım daha attı. Şık bir takım elbise giyiyordu ama ayakkabılarının ucu, sokaktaki tozla hemen kirlenmişti. Dizlerinin hafifçe büküldüğünü kimse
fark etmedi. Sonra, sanki orada görünmez bir çizgi varmış gibi, tezgahın hemen onunde durdu ve başını eğdi devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..