Yoksul bir kadın üç yetime acıdı ve onlara sıcak çorba verdi

dgg

Büyükanne, dedi. Yirmi yıl önce… “Yaklaşın. Oturun” demiştiniz.
Kadının eli titredi, tencerenin kapağı metal bir çınlamayla masaya degdi. Etraftaki insanlar bir adım daha yaklaştı fısılılar yükseldi. Bir telefon kamerası açıldı, sonra bir diğeri Sokağın sıradan akşamı bir anda küçuk bir sahneye donuşmüştu
Ondeki adam ceketinin iç cebinden bir zarf çıkardı. Zarf yeni değildi köşeleri yıpranmış, sanki yıllarsle bir yere saklanmış gibiydi. Üzerinde bir şey yazmıyordu. Zarfı iki eliyle tutarak kadına uzattı.
Bu… sizin, dedi.
Buyükanne şaşırdı
Ben kimseye bir şey vermedim ki Sadece çorba,
Ikinci adam o an ilk kez konuştu, sesi beklenmedik derecede yumuşakh
-Vermiştiniz. Bizim için sadece çorba” değildi.
Üçüncü adam bir adım daha yaklaştı, gözleri pariyordu.
O akşam bizi kovmadınız. Yuzumuze hakup siz de insansına” dediniz. Bunu kimse dememişti
Kadın zarı aldı. Parmaklan zarfın kenarını yokladı, içeride bir şey vardı, kağıt gibi değil. Zarfı açtığında içinden küçük, eski bir bez parçası düştu. Üzerinde solmuş
bir desen vardı bir çeşit işlemeli kenar. Büyükanne anında tanıdı, Yüzü bir anda bembeyaz kesildi
Bu bu benim mendilim.
Sokağın uğultusu kesildi. Bu kadar küçük bir eşya, bu kadar büyük bir sessizlik yaratmıştı.
Öncinki adam başını kaldırtı. Gözleri dolmuştu
O gece…. siz bizi doyurdunuz. Biz kalkarken siz tencereyi kapatıyordunuz. Sonra cebinizden bunu çıkardınız, masayı siliyordunuz. Biz… biz kapının önünde
durduk. Bir şey söylemek istedik ama korktuk. O mendil duştú. Sizin fark etmediğinizi sandık. Biz aldık.
Kadın nefes alamadı. Bu, yirmi yil önceki akşamın en silik ayrıntısıydı; ama şimdi bir bıçak gibi zihnini yarıyordu. Mendil o mendil, rahmetli eşinin askerden dönerken getirdiği tek hatıraydı. Kaybolduğunda günlerte aramış, bulamayınca. “Demeli ki gitmesi gerekiyormuş” diye kendini avutmuştu
Ben… anu kaybettiğimde çok üzülmüştüm, dedi kadın kısık sesle
kinci adam derin bir nefes aldi
-Biliyoruz. Yıllar sonra öğrendik. O gece biz açtık. Sonra da yanlış bir şey yaptık
Kalabalıktan biri “Ne yaptılar?” diye fısıldadı. Bir başkası “Yok artık…” dedi. Telefon kameraları daha da yaklaştı
Öndeki adam, zarfın içinden bir anahtar çıkardı. Anahtarın uzerinde kuçuk bir metal etiket vards “3A”. Anahtan kadının avucuna koydu.
-Buyukanne, dedi, biz o mendili vicdanımızda taşıdık. İlk yıllar.. sığınaklarda yattık. Sonra bir ustanın yanında çalıştık. Birimiz tamirci oldu, birimiz lokantada
bulaşıkçı birimiz kuryelik yaptı. Hep aynı şeyi söyledik: “Bir gün geri döneceğiz”
Üçuncü adam gozlerini kaçırdı utançla
Ama önce… o mendili geri vermeye yüzümüz yoktu, dedi. Çünku onu çalmıştık.
Büyükanne avucundaki anahtara baktı, sonra mendile… Kalbi hem kırılmış, hem de tuhaf bir sıcaklıkla dolmuştu. Çocukların o geceki gözleri geldi aklına aç, ürkek,
ama umutla parlayan gozler. O gozler şimdi takım elbiselerin arkasından hälä ayrıydı.
-Peki… şimdi buraya niye geldiniz? diye sordu.
İkinci adam ellerini birleştirdi, sanki bir dua eder gibi
Çünkü artık sadece “geri vermek istemiyoruz, dedi. “Onarmak istiyoruz.
Ondeki adam baynı sokağın köşesine çevirdi. Orada, uzun zamandır boş duran eski bir dükkan vard, camları tozlu, tabelau düşmüş. Ama bugün, camlarına yeni
bir yazı yapıştınımıştı, Kalabalık dönup baktı.
Camda büyuk harflerle şunlar yazıyordu
“ÜÇ KARDEŞLER AŞEVİ-BUGÜN AÇILIYOR”
Altında kuçük bir not
“Kimse aç kalmayacak.”
Büyukanne, yazıyı okuyunca dizleri titredi. Bir an kendini tutunacak bir yer aradı. Üçuncü adam hemen ileri atıldı, koluna girmeye yeltendi. Kadın nazikçe elini
kaldinp onu durdurdu: gururu hälä dimdikti
-Ne demek bu? dedi
Öndeki adam gözleriyle camı işaret etti
Biz o gun, sizin tencerenizden ilk kez “hayatın sıcak” olabileceğini ogrendik. Sonra hayat bizi çok üşuttu. Ama her uşudüğumuzde o çorbayı hatırladık.
Biriktirdik, çalıştık, risk aldık. Şimdi… burada, bu sokakta, sizin tezgahınızın karşısında bir aşevi açıyoruz. Burası sadece bir yer degil, bir söz
İkinci adam ceketinin cebinden küçük bir dosya çıkardı içinden beligeler, izinler, anahtarlar. Hepsinin üstunde aynı isim yazıyordu: “Üç Kardeşler Vakfı.”
Ama asil mesele bu degil dedi. Aul mesele sizin
Kalabalıktan bir “Aaal” yükseldi, insanlar içgüdüsel olarak bir adım daha yaklaştı. Büyükatrie, sanki büyük bir karann eşiğindeymiş gibi sakinleşti. Gozlerini
adamlann yüzlerinde gezdedi
Üçüncü adam, yıllarca içinde sakladığı kelimeleri sonunda söyleyebilmek için yutkundu
Büyükanne biz o gece sadece aç değildik, dedi. Biz kimsesizdik. O gün bize bir masa verdiniz. O masayı yıllarca aradık. Şimdi bize bir masa daha verir
misiniz?
Kadın şaşkınlıkla baktı
Ne masası?

Ondeki adam gülümsedi, bu kez gülüşü gerçekten gülüştü.
Aşevinin başına siz geçin istiyoruz, İsmi de sizin olsun. “Ninemizin Kazanı. Biz her şeyi kurduk, finansmanı sağladık, işleri yurüteceğiz. Ama… o kazanı karıştıran eller sizinli olsun istiyoruz. Çunkü insanlara sadece yemek degil, insanca bir bakış dağıtabilen tek kişi sizsiniz.
Buyükanine bir an suskun kaldı. Kafasımın içinde yirmi yıl önceki o akşam, sanki yeniden oynadı: güneşin binaların arkasına batışı, çocukların ürkek adımları, “Büyükanne… bir şeyiniz var mi?” sorusu. O zaman ne yaptığına “iyilik bile dememişti. Sadece “insanlık” demişti. Şimdi karşısında durmuş, büyümuş hälleriyle, a
insanlığın hesabını bir ömür taşımış uç adam vardı
Kalabalık nefesini tutmuştu. Kameralar kayıttaydı. Sokak, yıllardır hiç bu kadar sessiz olmamıştı.
Kadın, mendili avucunda sıktı. Sonra yavaşça, zarfın içinden çıkan anahtarı havaya kaldais, etiketteki “3A” parladı, Gözleri doldu ama ağlamadı gülümsemesi, bir
soba sıcaklığında yayıldı.
-Mendillimi geri getirmişsiniz, dedi. Demek ki içinizde hälä o çocuklar var.
İkinci adam başımı eğdi.
Hep vardı, büyükanne
Kadın derin bir nefes aldı, sonra tezgahının arkasındaki eski tencereye baktı. O tencere, yıllardır aynı çorbayı kaynatmıştı bazen mercimek, bazen tarhana, bazen ne
varsa Ama içinde hep aynı şey vardı: birinin aç kalmaması
Benim şartım var, dedi
Üç adam aynı anda doğruldu
-Soyleyin.
Kadın, sokağın etrafına baktı, kalabalığa, meraklı gözlere, telefonlara… Sonra yavaşça konuştu
Bu aşevine gelen kimseye “Niye geldin?” diye sorulmayacak. Kimsenin yüzune utanacağı bir soru sorulmayacak. Sadece “Otur” denecek. Tipkı benim size
dediğim gibi
Ondeki adamın gözlerinden bir damla yaş suzuldü. Q. çocukken de ağlamamıştı. Şimdi de ağlamamak için kendini tutuyondu ama başaramadı
Söz dedi.
Kadın anahtan cebine koydu. Mendili ise tencerenin yanına, gözünün göreceği yere bıraktı. Sonra tencerenin kapağını açtı içeride hälä sıcak çorbanın buharı
yükseliyordu. Tahta kepçeyi eline aldı, bir kez karıştırdı. Bu hareket, sanki bir tören gibiydi.
Üç adam geri çekildi. Kapılan açık Lamborghinilerin yanında değil, tezgahın önündeki plastik sandalyelerin yanında durdular. Biri sandalyeyi çekti, bir diğeri masayı
düzledi. Üçüncüsü ise, yıllar önce ilk yemeğini yediği yere bakarken fisuldade
İşte… başladıgı yer.
Buyükanne, üç käseyi dokiurmaya başladı. Bu kez porsiyonlar buyuk değildi belki, ama anlamı büyüktü. Käseleri masaya koydu, yanına sıcak pide ekledi. Üç adam,
tıpkı çocukluklarındaki gibi sessizce oturdu. Ve o sokakta, lüks arabalanın gölgesinde, en pahalı şeyin motor sesi değil… bir kepçenin tencereye değen, “insanlık”
sesi olduğu anlaşıl
Kalatalıktan biri yavaşça alkışladı. Sonra bir başkası. Derken bütun sokak alkışla doldu; ama kimse “sok” kelimesini artık umursamıyordu. Çünku asıl şok, kotuluğun
degil iyiligin böyle geri dönebilmesiydi
Büyükanne, kepçeyi bırakırken gözlerini üç adama çevirdi ve sakin bir cümleyle hikäyeyi mühürledi
Evlat… bazen bir käse çorba, bir ömürlük yol olur. Siz o yolu yurumuşsunüz. Şimdi sura… başkalarına yol açmakta.
Ve o akşam, tezgahın önünde duran üç Lamborghini ilk kez gerçekten “doğru yerde gibiydi bir gösteriş için değil bir vicdanın dönüşünü ilan etmek için.