Boşanmanın ardından elimde kırık bir telefon

cicek

Boşandıktan sonra elimde yalnızca çatlamış bir telefon ve annemin eski kolyesi kalmıştı—kirayı ödeyebilmek için son şansım. Kuyumcu kolyeye şöyle bir baktı… sonra elleri havada donup kaldı. Yüzü bir anda bembeyaz kesildi.

“Bunu nereden aldınız?” diye fısıldadı.

“Anneme aitti,” dedim.

Bir adım geri sendeledi ve güçlükle, “Hanımefendi… efendimiz sizi yirmi yıldır arıyor,” diyebildi.

Tam o anda arka kapı açıldı.

Boşandıktan sonra neredeyse hiçbir şeyim kalmamıştı—paramparça bir telefon, iki çöp torbası dolusu kıyafet ve annemin eski kolyesi. Dallas’ın dışında, küçücük dairemde kirayı karşılayabilecek tek şey oydu.

Murat evi aldı. Arabayı da o aldı. Hâkim buna “adil” dedi. Murat ise sanki ödül kazanmış gibi gülümsedi.

Haftalar boyunca bir lokantada aldığım bahşişlerle ve inatla ayakta kalmaya çalıştım. Sonra ev sahibim kapıma parlak kırmızı bir kâğıt yapıştırdı: SON UYARI.

O gece, annem vefat ettiğinden beri sakladığım ayakkabı kutusunu açtım ve kolyeyi avucuma koydum. Ağırdı. Sıcaktı. Yaşadığımız hayata göre fazlasıyla güzeldi.

“Özür dilerim anne,” diye fısıldadım. “Sadece bir ay daha kazanmam lazım.”

Ertesi sabah, banka ile bir hukuk bürosu arasına sıkışmış küçük bir butik olan Demir Kuyumculuk’a girdim. Tezgâhın arkasında gri yelekli, ellili yaşlarında görünen, boynunda büyüteç asılı bakımlı bir adam başını kaldırdı. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz..