Beş gündür uzaktaydım ama kapıyı açtığımda gördüklerim beni

vvv

“Beş gündür yoktum ama kapıyı açtığımda gördüğüm manzaraya hiçbir şey beni hazırlayamazdı: Eşim bir yandan akşam yemeğini yetiştirmeye çalışırken bir yandan ateşler içindeki çocuğumuzla uğraşıyordu; annem ve kız kardeşim ise hemen yanlarında oturmuş telefonlarına gömülmüşlerdi. Sonra öyle bir cümle kurdum ki tüm oda buz kesti.”

Antalya’daki bir inşaat yönetimi konferansından beş gün sonra dönen Ender, kapının önüne valizini bırakıp karısına ve oğluna kavuşmaktan başka bir şey istemiyordu.

Bunun yerine, Isparta’daki evlerinin ön kapısını açtığı an, çok uzun süredir hastaymış gibi gelen o zayıf, hırıltılı çocuk ağlamasını duydu.

Mutfaktan iki yaşındaki Umut, “Baba,” diye inledi.

Ender olduğu yerde donup kaldı. Karısı Ceren, üzerinde kocasının eski ve bol tişörtlerinden biriyle, saçları tepesinde darmadağın toplanmış bir halde ocağın başında duruyordu. Bir koluyla Umut’u kalçasında tutuyordu; çocuğun yanakları ateşten kıpkırmızı olmuştu ve küçük vücudu annesinin omzuna ağır bir şekilde yığılmıştı. Ceren, bir eliyle çorba tenceresini karıştırırken, diğeriyle tezgahtaki dereceye uzanmaya çalışıyordu.

Mutfak tezgahının diğer tarafında, Ender’in annesi Perihan, yanında yarım kalmış bir fincan kahveyle telefonunda bir şeyler bakıyordu. Hemen yanında, küçük kız kardeşi Melis ise kulaklıkları takılı bir halde TikTok’ta gördüğü bir şeye sessizce gülüyordu.

Lavabo kirli bulaşık doluydu. Oyuncaklar halının her yerine saçılmıştı. Koridorun yanındaki çamaşır sepeti dolup taşmıştı. Ceren solgun, bitkin ve ağlamak üzere görünüyordu.

Ender’in göğsü sıkıştı.

Ceren,” dedi dikkatlice, “Umut ne zamandır hasta?”

Karısı irkilerek döndü. Yarım saniye boyunca yüzünden bir rahatlama ifadesi geçti ama sonra yerini yine o derin bitkinliğe bıraktı.

“Salı gecesinden beri,” dedi yumuşak bir sesle. “Ateşi var, öksürüyor, neredeyse hiç uyumuyor.”

Ender annesine ve kız kardeşine baktı. “Ve siz ikiniz tüm bu süre boyunca burada mıydınız?”

Perihan başını bile tam kaldırmadan, “Ceren’e yoldaşlık edelim diye geldik,” dedi.

Melis kulaklığının tekini çıkardı. “Ne dedin?”

Ceren gözlerini yere indirdi; bu sırada Umut, annesinin omzuna doğru zayıfça öksürdü.

Ender valizini yavaşça yere bıraktı. “Yoldaşlık etmek mi?”

Perihan abartılı bir şekilde iç çekti. “Başlama yine Ender. Yardım ettik işte.”

“Neye yardım ettiniz?” Sesindeki ton anında keskinleşti.

Perihan çenesini dikti. “Dün Ceren duş alırken Umut’a ben baktım.”

Ceren elindeki kepçeyi daha sıkı kavradı.

Melis gözlerini devirdi. “Her şeyi kendisi yapmak istiyorsa bizim suçumuz ne?”

Bu cümle Ender’in içindeki bir şeyleri kopardı. Karısının titreyen ellerine, taşmak üzere olan çorbaya, ona tutunan hasta çocuğuna ve karısı her şeyi tek başına yüklenirken evinde yayılan o iki kadına baktı.

Konuştuğunda sesi alçak, kararlı ve buz gibiydi.

“Siz ikiniz… Eşyalarınızı toplayın ve evimden gidin. Hemen.”

Odayı derin bir sessizlik kapladı. Perihan inanamayarak oğluna baktı. Melis’in ağzı açık kaldı.

“Efendim?” dedi Perihan.

Ender mutfağın içine doğru bir adım daha attı. “Beni duydun. Çantalarınızı alın ve gidin.”

Ceren fısıldadı: “Ender…”

Ama o, gözlerini annesinden ayırmadı. Perihan sert bir tavırla ayağa kalktı. “Ben senin annenim.”

“O da benim karım,” dedi Ender. “O da benim hasta oğlum. Burası da benim evim. Ve siz burada onun boğulmasını izlediniz.”

Melis küçümseyerek güldü. “Vay canına. Beş gün gittin ve birden yılın kocası mı oldun?”

Ender ona döndü. “Dışarı çık.”

Umut, odadaki gerginlikten korkarak tekrar ağlamaya başladı. Ceren onu yavaşça sallayarak, “Tamam bebeğim, geçti, geçti,” diye mırıldandı.

Perihan çantasını kaptı. “Benimle böyle konuştuğuna pişman olacaksın.”

Ender ön kapıya gidip kapıyı açtı.

“Hayır,” dedi sakince. “Karımın kendi evinde ona ücretsiz bir hizmetçi gibi davranmanıza izin verdiğim için ben pişmanım.”

Melis telefonunu cebine sokup hışımla yanından geçti. Perihan da yüzü öfkeden kıpkırmızı bir halde onu takip etti. Eşikte durup arkasına döndü: “Sakinleştiğinde özür dileyeceksin.”

Ender kapıyı genişçe tutmaya devam etti.

“Önce Ceren’den özür dilediğinizde,” dedi, “belki o zaman telefonunuza bakarım.”

Ardından kapıyı kapattı. Birkaç saniye boyunca evdeki tek ses Umut’un öksürükleriydi. Ceren ocağın başında donup kalmıştı, sanki hareket etmeye korkuyormuş gibi Ender’e bakıyordu.

Ender mutfağı geçti, ocağı kapattı ve Umut’u nazikçe kucağına aldı.

“Geldim artık,” dedi sesi titreyerek. “Çok özür dilerim.”

Ceren elleriyle yüzünü kapattı ve sonunda gözyaşları sel oldu. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz.