Yasak Aşk ve Yanılgı

Dijital cagda etik kavrami

Yasak Aşk ve Yanılgı

Kızım mezuniyet balosu gecesi kayboldu ve tam on bir ay boyunca, onu sevmesini yasakladığım o genci suçladım.

Sonra kızımın mezuniyet elbisesini oğlumun odasında gizlenmiş halde buldum — yanında duran mektuplarla birlikte... O mektuplar, gerçeğin hayal ettiğim her şeyden çok daha acı verici olduğunu ortaya çıkarıyordu.

Kızım Leman’a ait elimdeki son fotoğraf, saat tam on yedi on ikide evimizin önündeki verandada çekilmişti.

Üç uçuk mavi elbisesiyle orada duruyordu, eli ikiz erkek kardeşi Kerem’in koluna dolanmıştı; yüzünde sadece on sekiz yaşındaki bir kızın takınabileceği o sabırsız gülümseme vardı.

"Bu gece birbirinizden ayrılmayın," demiştem onlara.

Kerem gülümsedi. "Biz hep beraberiz anne." Leman gözlerini devirdi. "Anne, biz on sekiz yaşındayız, küçük çocuk değiliz."

"Biliyorum," dedim, yüzünün kenarından sarkan bir bukle saçı arkaya doğru iterek. "Tam olarak bu yüzden endişeleniyorum ya zaten."

Sonra her şeyi değiştiren o uyarıyı ekledim: "Ve Mete’den uzak dur."

Gülümsemesi bir anda yok oldu. "Anne..." "Ciddiyim." "Onu tanımıyorsun bile," dedi. "Sadece annesini tanıyorsun ve bu aynı şey değil."

Kerem hafifçe kolundan çekiştirdi. "Leman, hadi ama. Geç kalacağız."

Bana son bir kez baktı: "Bana güvendiğin tek bir gecem olamaz mı?" "Sorun sana güvenip güvenmemem değil."

Bana öylece baktı; yüzündeki kırgınlık dalga dalga öfkeye dönüşüyordu. "Söz konusu sen olunca hiçbir şey sorun olmaz zaten."

Sonra Kerem’le birlikte merdivenlerden aşağı indi. Bu, kızımın sesini son duyuşum oldu.

Okuldan Gelen Telefon

O gece saat yirmi üç kırk yedide telefon çaldı. Ekranda okulun numarasını gördüğümde elim zangır zangır titremeye başladı.

"Canan Hanım?" dedi okul müdürü Tayfun Bey. "Sizin ve eşinizin hemen okula gelmeniz gerekiyor." "Ne oldu?" Sesi titriyordu. "Leman... Hava almak için dışarı çıkmış ve o zamandan beri onu gören olmamış."

Eşim Kemal çoktan arabanın anahtarlarına uzanmıştı bile. Fakat benim içimdeki korku, gerçeklerin kendini göstermesine fırsat kalmadan bir isim seçmişti bile.

"Mete nerede?" diye hesap sordum. Tayfun Bey duraksadı. "Onun bu durumla bir ilgisi olup olmadığını henüz bilmiyoruz." "Elbette var."

Okula vardığımızda, mezuniyet süsleri hâlâ spor salonunun kapılarında asılı duruyordu. Kerem, müdür odasının dışındaki sandalyede takım elbisesiyle oturuyordu; kravatı gevşemiş, yüzü paramparça olmuştu.

Koşarak yanına gittim. "Nerede o?" Gözleri yaşlarla doldu. "Hava almaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Hemen döneceğini sanmıştım." "Bana birbirinizden ayrılmayacağınıza dair söz vermiştin." "Biliyorum," diye fısıldadı.

Sonra cevaplanmasını istediğim tek soruyu sordum: "Mete nerede?"

Kerem irkildi. Bunu gördüm. Ama tamamen yanlış anladım.

Müdür Tayfun Bey bize polisin arandığını söyledi. Kızımın çantası yoktu. Telefonu kapalıydı. On sekiz yaşında olduğu için, kendi isteğiyle gitmiş olma ihtimali üzerinde duruyorlardı.

Ben ise sadece anlayabildiğim detaylara tutunuyordum: Çantası yoktu. Telefonu kapalıydı. Mete de ortalıkta yoktu.

Yani kafamda hikaye çoktan yazılmıştı. O çocuk kızımı kaçırmıştı.

Ertesi Sabahın Öfkesi

Ertesi sabah, Mete’nin annesi Nihal’i okulun otoparkında bir polisle konuşurken buldum. Öfkeyle ona doğru yürüdüm.

"Oğlun kızımı nereye götürdü?"

Nihal yavaşça döndü. Yüzü bembeyazdı ama sesi son derece sakindi. "Nerede olduklarını bilmiyorum." "Bana yalan söyleme!" "Onlar birbirini seviyor, Canan."

Bir adım daha yaklaştım. "Sakın bana o kelimeyi etme!"

Kerem kolumu tuttu. "Anne, lütfen yapma."

Nihal ona acıyarak baktı. Bu beni daha da çileden çıkardı.

"Benim kızım yok artık," dedim. "Ve bunu sizin aileniz yaptı."

Tam on bir ay boyunca, ben bu cümlenin esiri olarak yaşadım. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz.

Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsin... 👇